DERGİMİZ 31. SAYISIYLA YAYIN HAYATINI SÜRDÜRÜYOR…

SUNUŞ
Sıcakların iyice bastırdığı şu günlerde herkese merhaba.
Şurası bir gerçek ki ülkemiz ne kadar mutluysa biz de o kadar mutlu oluruz. Bu yüzden ülkemizi mutsuz edecek tavır, tutum, yaklaşımlara karşı hassasiyetimiz var olmalı. Ülkemiz geleceğimizdir. Bu yüzden ona hak ettiği değeri vermek gerekir. Toplumumuzun mutlu olması için adımlarımızı doğru atmak, gelişmesi için çıtayı yukarıda tutmak gerekir. Doğrumuza doğru, eğrimize eğri demek zorundayız. Artılarımız var ama eksilerimizde yok değil. Bizim kadar sorunları çözmek yerine erteleyen başka toplum herhalde yoktur. Dünya sorunları erteleme şampiyonuyuz. Ertele ertele nereye kadar? Daha iyi çözümler bulmak için erteliyoruz diyeceğim ama öyle bir durumda yok. Bir sorunu nasıl bırakmışsak yıllar yıllar sonra sonra aynı şekilde karşımızda buluyoruz. Yıllar içinde ders alır kendimizi düzeltiriz diye düşünürken bakıyoruz sorunlar bir iken beşe çıkmış. Eğitimi düzeltme sözü veren pek çok bakan gördük. İşsizliği bitirme sözü verende oldu, hayat pahalılığının kökünü kazıyacağım diyende oldu. Peki verilen sözler tutuldu mu? İyileşmeler oldu. Peki yeterli mi? Hayır. İşsizlik ve hayat pahalılığı aldı başını gidiyor. Ekmeğe zam, ete, süte, peynire zam, çaya zam, sigaraya zam, içkiye zam, elektriğe zam, ulaşıma zam, oduna, kömüre, doğalgaza zam, benzine, deftere, kaleme, silgiye, kitaba, muayeneye, ameliyata, ilaca zam. Ölü gömmeyi bile zamsız yapamaz olduk. Kefene, tabuta, mezara zam. Dünyanın en pahalı mezar taşları bile bizde. 10 bin TL’den aşağı satılan mezar taşı neredeyse kalmadı. Kısacası yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz, kullandığımız her şeye zam. Sadece soluduğumuz hava ücretsiz o da zaten kirli. Abartı yok. Zam yapma işini o kadar çok sevdik ki zama bile zam yapıyoruz. Dünya zama zam yapma şampiyonu biziz denilse herhalde itiraz eden bile çıkmaz. Eskiden olsa çok kişi itiraz ederdi fakat hayat pahalılığı o kadar arttı ki o yola ayak basanı bulamaz olduk. Herkes hayat pahalılığından, zamlardan, işsizlikten, düşük ücretten şikayetçi. Haksızlar mı? Kesinlikle haklılar. Vaziyet buyken zama “fiyat güncellemesi”, hayat pahalılığına “şaha kalkıyoruz”, “uçuyoruz”, işsizlik ve düşük ücretlere “cumhuriyet tarihinde böyle bir refah görülmedi, duyulmadı” şeklinde bir savunmaya giriyoruz. Böyle yaparak rotamızı yanlış çiziyoruz. Önümüzdeki sorunlara çözüm üreteceğimize, olmayanların hayalini kuruyoruz. Pek çok noktada sorunlar dağ gibi büyüdüğü halde sorumluluğu üzerine alan kimse yok. Herkes diğerini suçluyor. Peki biz ne zaman düzeliriz? Verdiğimiz sözleri tuttuğumuz zaman. Sorunları ötelemeyip, olmayan şeylerin hayalini kurmadığımız zaman. Öğrenmemiz gereken şeyleri gerektiği gibi öğrenip prensip haline getirdiğimiz zaman.
Başarabilir miyiz? İstersek kesinlikle başarabiliriz.
Bu duygu ve düşüncelerle 100.000’den fazla okuru bulunan dergimizde emeği geçen edebiyat erbabına teşekkür ederiz.
32. sayıda görüşmek dileğiyle…

KARAKEDİ 31-dönüştürüldü

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*