Ahmet Kaşıkçı: “Ne genel tarihi ne de yerel tarihi yeterince önemsiyoruz.”

Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey

Ahmet Kaşıkçı, 1946 yılında Gelibolu’da doğmuş, öğretmenlik ve gazetecilik gibi mesleklerde bulunmuş, aynı zamanda Çanakkale turizmi ve tarihine dair araştırmalar yapmış önemli bir yazar ve araştırmacıdır. 32 kitabı bulunan Kaşıkçı, tarih, kültür ve coğrafya konularında uzmanlaşmıştır. “Bir Suzidilara Şarkısı”, onun 32. kitabı olup, III. Selim ve Napolyon’un Boğazlar ve Doğu Akdeniz stratejileri üzerine odaklanan bir belgesel niteliğindedir. Eser, tarihi olayları detaylarıyla ve araştırmacı bir bakış açısıyla okuyucuya sunmayı amaçlamaktadır.

Yeni kitabınız hayırlı olsun Ahmet Bey. Öncekiler gibi bu eserinizi de beğenerek okudum. Bugüne kadar yılmadan yorulmadan 32 kitap yazdınız. Sizi içtenlikle kutluyorum. Gelibolu’da doğup büyümeniz, çocukluk ve gençlik yıllarınızın Çanakkale’nin tarihsel atmosferinde geçmesi, tarih bilincinizin oluşumunda etki yapmış mıdır, ne dersiniz?

Öncelikle teşekkür ederim. Çocukluğum ve gençliğimin Gelibolu’da geçmesi; ayrıca bu ilçenin Hoca Hamza Mahallesi’nde muallimelik yapmış olan anneannem sayesinde Gelibolu’ya dair köklü bilgiler edindim. Böylece bu birikimi değerlendirme fırsatı bulmuş oldum.

172 sayfa olan Bir Suzidilara Şarkısı”, eserinizi beğenerek ve keyifle okudum. Çok anlaşılır ve etkileyici bir eser olduğu muhakkak. Merak ettiğim şey şu: Bir Suzidilara Şarkısı’nda III. Selim ile Napolyon’un Boğazlar ve Doğu Akdeniz üzerindeki stratejik hesaplaşmasını merkeze alıyorsunuz. Bu konuyu seçmenizin arkasındaki temel motivasyon neydi?

Üzerinde yaşadığımız bu değerli coğrafyanın gelecek nesiller tarafından çok iyi tanınmasını amaçladım. İlk Antikçağ Dünya Savaşı’nın yaşandığı yer burasıdır. Osmanlı Beyliği’nin devlet olma aşamasına geldiği yer burasıdır. İstanbul’u yüzyıllar boyunca koruyan kapı yine burasıdır. Birinci Dünya Savaşı’nın etkin ve belirleyici biçimde yaşandığı yer yine burasıdır. İkinci Dünya Savaşı’nda ise Hitler’in göz koyduğu, ancak işgalini sonraya bıraktığı yer yine burasıdır.

Öğretmenlik ve gazetecilik gibi iki farklı mesleği de icra ettiniz. Bu iki alanın disiplinleri, araştırmacı kimliğinizi ve yazı dilinizi etkilemiş midir?

Muhakkak! Öğretmenin emeklisi olamaz. Bildiğince araştırmaya ve öğretmeye devam eder.

Kitabı “belgesel nitelikli” olarak tanımlıyorsunuz. Sanırım eserde kurgu ile tarihsel gerçeklik arasındaki dengeyi kurmak kolay olmamıştır. Okura hem akademik doğruluk hem de edebî akıcılık sağlamak zor oldu mu?

En çok zorlandığım kurgulardan birini bu noktada yaşadım. Çünkü aynı dönemde çevredeki devlet yöneticileri, ticari kaygılarla hareket ediyor ve birbirlerine adeta kur yaparcasına yaklaşıyorlardı.

Osmanlı modernleşmesi bağlamında III. Selim’in reformcu kimliği ile Napolyon’un emperyal stratejisini karşılaştırdığınızda, sizce Doğu Akdeniz’in kaderini belirleyen asıl kırılma noktası hangisiydi?

1789 yılı, dünya tarihinde önemli bir kırılma noktasıdır. Bu yıl, sanatçı ve insancıl bir Osmanlı padişahı tahta çıkarken; ABD’de George Washington ilk cumhurbaşkanı olmuş, Fransa’da ise XVI. Louis’nin tahtı sarsılmaya başlamıştır. Aynı dönemde Doğu Akdeniz, ticari açıdan öne çıkan bir bölge hâline gelmiştir.

Tarih boyunca büyük liderlerin ve reformcuların yaptığı yenilikler, genellikle halk tarafından yanlış anlaşılır ve karşı çıkılır. Sizce, tarih sahnesine çıkan yenilikçi padişahlar gerçekten halkın menfaatine mi hareket ederler, yoksa kendi ikbali ve güçlerini pekiştirmek için mi bu adımları atarlar?

Yukarıda belirtilen menfaat adımlarına katılıyorum. Lâkin Şeyh Galip gibi Mevlevî terbiyesinin etkisi altında yetişen III. Selim, yeniliklerini tamamen insancıl duygular içinde geliştirmeye çalışmıştır.

Musiki dostu 3. Selim’in trajik şekilde öldürülmesi sizce yalnızca bir padişahın ölümü mü, yoksa Osmanlı’da reform umudunun sembolik olarak boğulması mıydı?

III. Selim’in trajik ölümü, ondan sonra tahta çıkan padişahlar için önemli bir ders olmuştur. Bu yönüyle III. Selim, kendisini Osmanlı Devleti uğruna feda etmiş bir hükümdar olarak tarihe geçmiştir.

Ahmet Bey size, birbiriyle bağlantılı iki sorum olacak: 1) Bugünün Türkiye’sinde tarih bilincinin ve yerel tarih çalışmalarının önemsendiğini düşünüyor musunuz? 2) Genç araştırmacılara ve yazarlara ne tavsiye edersiniz?

Maalesef ne genel tarihi ne de yerel tarihi yeterince önemsiyoruz. Genç araştırmacı ve yazarlara önerim şudur ki, Atatürk’ün şu sözünü kulaklarına küpe yapsınlar: “Tarihini bilmeyenlerin coğrafyasını yabancılar çizer!”

Zaman ayırdığınız için teşekkür eder, çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim.

 İlgilerinize çok teşekkürler.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*