Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey
Köklü bir yayınevi olan Kalan Yayınları etiketiyle basılan Çoşkun Özdemir’in “AŞK- Doğadan Bize Hediye-” adlı eseri raflardaki yerini aldı. Çoşkun Özdemir, aşkı ve doğayı derin duygularla işleyen duygusal ve şiirsel bir kalemdir. Şiirlerinde sevgi, ayrılık, umut, özlem ve yaşamın mucizelerini samimi ve içten bir dille anlatır. Kendi yaşam deneyimlerinden ve doğanın gözlemlerinden beslenen eserleri, okuyucuyu hem düşündüren hem de duygulandıran bir atmosfer yaratır. Bugün şair Çoşkun Özdemir ile bir söyleşi yaptık. Buyurun söyleşimize.
Yeni kitabınız hayırlı olsun Çoşkun Bey. Evvelce “Sizden Çok Şey Var İçinde” isimli eseriniz de yayımlanmıştı. Şimdi de “AŞK – Doğadan Bize Hediye” isimli eseriniz yayımlandı. Birbirinden güzel şiirlerden oluşan bu eseri beğenerek okudum. Eseri okuyanların da bana hak vereceğini düşünüyorum. İsminizi ilk kez duyacak olanlar için söyleşimize sizi tanıtarak başlamak istiyorum. Çoşkun Özdemir kimdir?
Öncelikle çok teşekkür ederim, hem övgü dolu sözleriniz için hem de bana bu fırsatı verdiğiniz için. 1959 yılında Adana/Karaisalı Durak köyünde doğmuşum. İlkokulu burada bitirdikten sonra Ortaokul ve Liseyi Tarsus’ta okudum. Atatürk Ünv. Fen-Edebiyat fakültesinden mezun olduktan sonra 1983-1993 yılları arasında İstanbul’da muhtelif liselerde öğretmenlik yaptım.
1993 yılında Adana’ya tayin istedim. Burada egitimin değişik kademelerinde, öğretmenlikten, üst düzey yöneticiliğe kadar 26 yıl görev yaptım. Toplamda 36 yıl sonunda emekli oldum. İki kız bir erkek olmak üzere üç çocuk, tatlı mı tatlı bir torun sahibiyim. Şimdi mevsime göre Adana, Mersin ve İstanbul arasında mekik dokumaktayım.
İki eserinizi okumuş biri olarak şiirlerinizi beğendiğimi ifade etmeliyim. Edebiyatla, okumayla, yazmayla bir iç içeliğinizin olduğu aşikâr. Buna dayanarak sormak isterim: Şiir yazma yolculuğunuzda yazmaya dair herhangi bir eğitim aldınız mı, yoksa şiir yazmanız daha çok kişisel bir birikimin ve yıllara uzanan bir deneyimin sonucu mu?
15 yılllık eğitim hayatımın içinden sanırım şiir ile ilgili bilgileri cımbızlayarak aldım. Çünkü ortaokul yıllarından beri duygularımı şiirlere dökmeye çalışmışlığım vardır ama özel bir eğitim almadım.
Çoşkun Bey, uzun yıllara yayılan gözlemlerim bana şunu düşündürüyor: Yazmak kesinlikle tesadüfen gelişmiyor. Her yazar, karşı koyamadığı bir iç çağrının izini sürüyor; edebi eserler de bu iç çağrının yankısı olarak doğuyor. Siz yazarken neyin peşine düşüyorsunuz; sizi masaya oturtan, kelimelerle baş başa bırakan o iç çağrıyı nasıl tarif edersiniz?
Naçizane geçmiş aşkları günümüze, günümüz aşklarını geleceğe taşıyacak bir köprü oluşturabilirsem, ne mutlu bana. Günlük hayatımda çok uzun konuşmayı pek sevmem. Söyleyeceklerimi en kısa yoldan ifade etmeyi tercih ederim. Toplumumuz da okumayı pek sevmiyor. Sanırım bu iki neden, duygu ve düşüncelerimi şiirle anlatma yoluna itti beni diyebiliriz. Aslında içine kapanık biri değilim ama özellikle şiir yazmak, okumak ve on line satranç oynamak için kendime zaman ayırırım.
Şiirlerinizde aşk çoğu zaman yalnızca bir mutluluk hâli değil; kayıp, hasret ve içsel yaralanmayla iç içe geçen bir deneyim olarak karşımıza çıkıyor. Sizce aşk insanı iyileştiren bir güç mü, yoksa insanın en derin kırılganlığını açığa çıkaran bir sınav mı?
Aslında bu sorunun cevabı, kitabımın 20.sayfasında bulunan “Dökülür Kelimeler” adlı şiirimde gizli.
Çoşkun Bey, kimine göre aşk en yüce duygu, kimine göre aşk bir sığınak, kimi için bir yara, kimi içinse insanın kendine doğru çıktığı uzun ve yalnız bir yolculuktur. Siz aşkı nasıl tarif edersiniz?
Bana göre aşk, insanı hayata bağlayan en güçlü duygu. Her ne kadar koca bir kor yüreğinizi yakıyor olsa da…
Her insanın edebiyatı ve yazarlığı tanımlama biçimi farklıdır; kimine göre şair, duygulara tercüman olan biridir, kimine göre topluma ayna tutan ya da değişimi tetikleyen bir düşünürdür. Peki, sizce şair kimdir, onun en temel sorumluluğu nedir ve iyi bir şairi diğerlerinden ayıran asıl özellik ne olmalıdır?
Şair duygularını, düşüncelerini şiire aktarırken bir taraftan da bazı önemli konularda toplumda farkındalık yaratmalı diye düşünüyorum. İyi bir şair, halkın içinden çıkan ve halktan beslenen şairdir.
Türk şiirinde size ilham veren isimler kimler? Onlardan öğrendiğiniz en değerli şey neydi?
Dadaloğlu, Karacaoğlan, Yunus Emre, Nesimi, Mahsuni Şerif, Aşık Veysel, Neşet Ertaş, Ahmet Hamdi Tanpınar, Özdemir Asaf, Ümit Yaşar Oğuzcan, Atilla İlhan, Cemal Süreya gibi kendi çağlarına damga vuran şairleri sayabiliriz ancak ben özgün olmayı tercih ederim.
Onlardan öğrendiğim, kalıcı olmak için halkın içinden çıkmak ve halkın içinde kalmak.
Söyleşi yaptığım yazarlara şu soruyu soruyorum. Çünkü sosyal medya gerçekliği, dijitalleşen, yapay zekâlaşan bir gelecek içinde yaşıyoruz. O soru da şu: Edebi eserlerin gelecekte hiçbir karşılığının kalmayacağını, hatta edebiyatın bile tamamen ortadan kalkacağını savunanlar var. Bu fikre katılır mısınız?
Asla. Benim yaşadığım bir duyguyu yapay zeka yansıtabilir mi? Rastgele bir şiir yazdırırsınız belki ama ne derece etkili olur bilemem. “Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar” misali, yapay zeka ne kadar duygusallaşabilir ki?
Bana zaman ayırdığınız için teşekkür eder, çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim.
Leave a Reply