Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey
Güler Yarımkaya’nın kaleminden çıkan “Gülbahar“, Anadolu’nun köy yaşamını, aile bağlarını ve bireylerin iç dünyalarındaki derinlikleri ustalıkla anlatan etkileyici bir roman. Hikâyenin kahramanı Gülbahar isimli bir kız çocuğudur. Eser; Gülbahar’ın çocukluk ve gençlik dönemlerindeki zorluklardan yola çıkarak, sevgi ve dayanışma hikâyelerinden ilerleyip büyükşehirde apartman kapıcılığına uzanan kişisel mücadelenin izlerini sürüyor. Eser, Yarımkaya’nın özgün anlatımı ve detaylı tasvirleriyle, okuyucuyu derin bir duygu ve düşünce yolculuğuna davet ediyor. Eser, köklü bir yayınevi olan Kalan Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Daha önce de “Erdem” isimli beğenilen eseri vesilesiyle yazarla söyleşi yapmıştım. Buyrun söyleşimize.
Merhaba Güler Hanım. Yeniden sizinle olduğum için mutluyum. Yeni çıkan eseriniz için sizi tebrik ederim. Eserinizi bana yollanan pdf dosyasından beğenerek okudum. “Gülbahar” karakterinin gelişimi ve derinliği, okurun onunla güçlü bir bağ kurmasını sağlıyor. Roman öylesine doğal ve samimi bir akışla ilerliyor ki, Gülbahar’ın bir kurgu mu yoksa gerçek bir hayat hikâyesi mi olduğu zaman zaman birbirine karıştırıyor. Sizi bulmuşken sorayım: Gülbahar kurgu mu, gerçek mi?
– Gülbahar kurgu; ama hayattan ödünç alınmış duyguların ve yaşanmışlık hissinin içinden süzülen bir kurgu.
Edebiyatı sevdiğinizi görebiliyorum. Edebiyatla, okumayla ve yazıyla uzun soluklu bir iç içeliğinizin olduğu aşikar. Buna dayanarak sormak isterim: Kitap yazma yolculuğunuzda yazmaya dair herhangi bir eğitim aldınız mı, yoksa yazarlığınız daha çok kişisel bir birikimin ve deneyimin sonucu mu?
– Yazmaya dair akademik ya da teknik bir eğitim almadım; yazarlığım daha çok zamanla biriken gözlemlerin, yaşanmışlıkların ve kişisel deneyimlerimin doğal bir sonucu.
Guler Hanım, uzun yıllara yayılan gözlemlerim bana şunu düşündürüyor: Her yazar, bir iç çağrının izini sürer; eserler de çoğu zaman bu çağrının yankısı olarak doğar.
Siz yazarken neyin peşine düşüyorsunuz; sizi masaya oturtan, kelimelerle baş başa bırakan o iç çağrıyı nasıl tarif edersiniz?
-Çoğu zaman yazma sürecim, birinin ya da birkaç kişinin hayatında tanık olduğum olayların, yaşanmışlıkların ya da bilinçli olarak yaşanmamış duyguların içimde bıraktığı izlerle başlıyor. Bu parçaları zihnimde dönüştürüyor, yeniden kurguluyor ve ancak yazarken onların gerçek anlamda şekillendiğini hissediyorum. Beni masaya oturtan şey de tam olarak bu içsel dönüşüm ihtiyacı.
Gülbahar, daha bebekken annesiz ve babasız kalıyor; iyi yürekli yakınlarının yanında büyüyor, ardından kötü evlilikler yaşıyor, köyden kopup kente göç ediyor ve kapıcılık yaparak çocuklarına tutunmaya çalışıyor. Gülbahar’ı hayata bağlayan şey kaderle mücadele mi, yoksa sizin ona bilinçli olarak yüklediğiniz bir direnç ve umut duygusu mu?
Çoğu kadının kaderini kabullenip o yaşama razı oluşunu gördüğüm için buna karşı çıkıyorum; bu yüzden Gülbahar’a bilinçli olarak tutunacak bir umut verdim ve bunu, benzer durumda olan kadınların hayatına dokunabilmek için yaptım
Romanınızda Gülbahar’ın ayakta kalma mücadelesi, kadınların hem ekonomik hem de duygusal yükleri aynı anda taşımak zorunda bırakılışını çarpıcı biçimde yansıtıyor. Onun güvencesiz koşullarda, sosyal korumadan yoksun biçimde çalışması, özellikle yoksul kadınların temel haklara erişimde yaşadığı eşitsizliği görünür kılıyor. Sizce kadınlar olağanüstü güçlü bireyler olarak mı dünyaya geliyorlar, yoksa onları güçlü olmaya mecbur bırakan bir toplumsal düzen mi var?
-Elbette imkânsızlıklar içine doğmuş bir kadınla tüm olanaklar önüne serilmiş bir kadının hayatta kalma mücadelesi aynı zorlukta değildir. Ancak benim anlatmak istediğim, bir kadının kendine güven duyması, her yıkılışında ayağa kalkacak bir neden bulabilmesi ve çıkış yolunu gösteren o kapıyı görebilmesidir. Bunu bu kadar net söyleyebilmemin sebebi, zamanında benim de çıkış yolunu göremeyecek kadar kör olmamdır. Ben de bir noktada kendime güvenip, o kapıyı zor da olsa açarak çıkışa ulaşabildim.
Gülbahar’ın yaşam mücadelesi, Türkiye’de pek çok kadının karşı karşıya kaldığı “zor hayat” gerçeğini güçlü biçimde yansıtıyor. Özellikle kadınların hem ev içinde hem de çalışma hayatında karşılıksız ya da değersizleştirilen emeklerinin, çoğu zaman “doğal bir görev” gibi görülmesi dikkat çekici. Sizce kadınlar neden hayatlarını ayakta tutabilmek için bu kadar ağır yükleri tek başına taşımak zorunda bırakılıyor?
-Aslında bu durum, toplumumuzda eskiden beri kadına yüklenen rollerden ve ona çoğu zaman seçenek bırakılmamasından kaynaklanıyor. Kadının kendine güvenmesinin engellenmesi, karşısında gerçek alternatifler olmaması ve yükün “doğal olarak” ona aitmiş gibi görülmesi, bu ağır sorumlulukları tek başına taşımak zorunda kalmasının temel nedenleri.
Her insanın iyi edebiyatı ve yazarlığı tanımlama biçimi farklıdır; kimine göre yazar, duygulara tercüman olan biridir, kimine göre topluma ayna tutan ya da değişimi tetikleyen bir düşünürdür. Peki, sizce yazar kimdir, onun en temel sorumluluğu nedir ve iyi bir yazarı diğerlerinden ayıran asıl özellik ne olmalıdır?
-Benim için yazarlık, okurlarını aydınlatmak ve onlara yol göstermek üzerine kuruludur. Bir yazarın en temel sorumluluğu, hayatın tek bir biçimde yaşanmak zorunda olmadığını hissettirmek, olasılıkları çoğaltmak ve okurun önüne yeni düşünce kapıları açabilmektir.
Söyleşi yaptığım yazarlara şu soruyu soruyorum. Çünkü sosyal medya gerçekliği, dijitalleşen, yapay zekâlaşan bir gelecek içinde yaşıyoruz. O soru da şu: Edebi eserlerin gelecekte hiçbir karşılığının kalmayacağını, hatta edebiyatın bile tamamen ortadan kalkacağını savunanlar var. Bu fikre katılır mısınız?
-Buna asla katılmıyorum. Çünkü duygu ve hissin, yapay zekâ karşısında her zaman daha güçlü olacağına inanıyorum. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insanın yaşadığını, acısını, umudunu ve çelişkilerini birebir taşıyan edebiyatın yok olacağına ya da karşılıksız kalacağına hiç inanmıyorum. Ayrıca tüm yazarların, gençlere ve gelecek nesillere edebiyatı anlatmaktan ve onu canlı tutmaktan vazgeçmemesi gerektiğini savunuyorum.
Vakit ayırıp sorularımı yanıtladığınız için teşekkür ederim. Eserinizin yolculuğu uzun ve ilham verici olsun.
Leave a Reply