Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey
Henüz 14 yaşında olmasına rağmen Ilık Sonbahar, Patriyarkayı Yıkın ve Soğuk Tenin Sıcağında adlı üç kitabıyla edebiyat dünyasına adım atan Harun Şengül, yaşıyla sınırlı olmayan bir duyarlılık ve dikkat çekici bir ifade gücü sunuyor. Yazmayı bir oyun değil, bir düşünme ve hissetme alanı olarak kuran Şengül, genç yaşına rağmen kelimelerle kurduğu dünyayla okuru durup düşünmeye davet ediyor. Bu söyleşi, onun yazı yolculuğunu, hayallerini ve yazma serüvenini daha yakından tanımak için bir kapı aralıyor. Buyrun söyleşimize!
Merhaba Sayın Şengül. Yeni çıkan eserlerin için seni tebrik ederim. Eserlerini bana yollanan pdf dosyalarından beğenerek okudum. Bu eserleri kaleme alan Harun Şengül’ün kim olduğunu okurlarımıza tanıtarak başlamak isterim?
Aslında Harun Şengül, dünyayı izlemeyi, gözlemlemeyi ve gördüklerini kendi tarzıyla yeniden inşa etmeyi seven biridir. Sadece 14 yaşında bir öğrenci değil, aynı zamanda kelimelerle derdi olan ve hayatın sıradan görünen detaylarındaki o gizli ‘sıradan’ anlamları arayan bir kalem işçisiyim. Kendimi tanımlarken “yaşının ötesinde” denmesinden ziyade, “kendi yaşının ve döneminin dertlerini ciddiye alan biri” demeyi tercih ederim.
Henüz 14 yaşındayken üç kitap yazmış olmak çok etkileyici. Ailen de, çevrende, arkadaşların da gurur duyuyor olmalılar. Yazmaya ilk ne zaman ve nasıl başladığını bizimle paylaşır mısın?
Yazma serüvenim aslında henüz okuma-yazma bile bilmediğim 4-5 yaşlarımda, içimdeki o ilk şiir dürtüsüyle başladı. Ablamı zorla karşıma oturtup zihnimdeki dizeleri ona dikte ettirmiştim; ben söylüyordum, o yazıyordu. Böylece ilk şiirim benim sesimle ama ablamın kalemiyle vücut bulmuş oldu. Bu çocuksu heyecan, ikinci sınıfa geçtiğimde gerçek bir tutkuya dönüştü. O günden beri yazmak hayatımın merkezindeydi ve bu tutkulu yolculuk, bugün elimde tuttuğum bu üç kitabın doğuşuna kadar uzandı.
Ilık Sonbahar (216 sayfa), Patriyarkayı Yıkın (230 sayfa) ve Soğuk Tenin Sıcağında (275 sayfa)… Bu kitap adlarının her biri, daha kapağını açmadan okura güçlü ve ayrı bir dünya vaat ediyor. Bu isimleri seçerken her birinin senin için özel ve kişisel bir anlamı olduğunu düşünüyorum. Bu adların ardındaki hikâyeler ve duygular neler?
Bu isimler aslında kitapların ruh hallerini ve hedefledikleri duygusal atmosferi temsil ediyor. Ilık Sonbahar ve Soğuk Tenin Sıcağında, isim olarak daha sakin, genel ve melankolik bir düzlemde duruyor. Ilık Sonbahar, ismindeki o mevsimsel geçişle daha hüzünlü ve durgun bir havayı yansıtıyor. Soğuk Tenin Sıcağında ise ana karakter Alfer’in içindeki o bitmek bilmeyen sevgi ihtiyacını, ancak kendi içinde ne yaparsa yapsın bu boşluğu dolduramayışını simgeliyor. Öte yandan Patriyarkayı Yıkın, diğerlerine kıyasla adeta bir ‘bağırış’ içeriyor. Bunun sebebi, eserin gençlik edebiyatı türünde olması ve kendi yaş grubumdaki ergenlerin dünyayı ele alış biçimini, o isyankâr bakış açısını anlatmasıdır. O satırlardaki enerjiyi ancak bu kadar iddialı bir başlık taşıyabilirdi.
Merak ettiğim şey şu: Yazı serüvenin ne zaman başladı ve bu yolculukta yazmaya dair herhangi bir eğitim aldın mı, yoksa yazarlığın daha çok kişisel bir birikimin ve deneyimin sonucu mu?
Yazı serüvenim, daha önce de belirttiğim gibi, henüz 4-5 yaşlarımdayken zihnimdeki dizeleri kağıda döktürmemle başladı. Bu uzun süreçte hiçbir profesyonel eğitim almadım; ancak kalemimi hiç susturmadım, sürekli yazdım ve yazdıklarımı çevremle paylaşarak onlardan gelen geri bildirimlerle beslendim. Tamamen kişisel bir çabayla kendimi geliştirmeye odaklandım. Bugün üç kitabım olsa da, bu gelişimin henüz tamamlanmadığının ve aslında yolun çok başında olduğumun bilincindeyim. Ancak bu farkındalık beni yavaşlatmak yerine, tam tersine daha çok üretmek ve öğrenmek için hızlandırıyor.
Çoğu yazar için yazmak, içten gelen bir dürtünün, adı konmamış bir sesin peşinden gitmekle başlar; ortaya çıkan eserler de bu arayışın izlerini taşır. Sen Ilık Sonbahar, Patriyarkayı Yıkın ve Soğuk Tenin Sıcağında kitaplarını yazarken benzer bir durumu yaşadın sanırım. Seni kitap yazmaya çağıran duyguyu nasıl tarif edersin.
Bu duygu benim için her eserde farklı bir ritimle ortaya çıktı. İlk kitabım olan Soğuk Tenin Sıcağında, yaz ayının başlarında, arkada çalan yavaş tınılı müziklerin ruhumda yarattığı o ani etkiyle bir anda filizlendi. Patriyarkayı Yıkın ise ilk kitabım bittikten hemen sonra hissettiğim o derin boşluğa düşmemek, o üretim enerjisini korumak için bir direnç olarak yazıldı. Ilık Sonbahar ise tüm bu sürecin ardından verilen bir mola, bir duraklama anı gibiydi; zihnimin derinliklerindeki o yavaş sarmaşıkların özgürce büyümesine, yeşermesine ve sonunda birer cümleye dönüşüp ortaya çıkmasına imkân tanıdı.
Her insanın iyi edebiyatı ve yazarlığı tanımlama biçimi farklıdır; kimine göre yazar, duygulara tercüman olan biridir, kimine göre topluma ayna tutan ya da değişimi tetikleyen bir düşünürdür. Peki, sana yazar kimdir, onun en temel sorumluluğu nedir ve iyi bir yazarı diğerlerinden ayıran asıl özellik ne olmalıdır?
Bana göre yazar, ele aldığı duyguyu veya durumu en uç noktasına kadar taşıyan, yani ‘en iyisini’ yapandır. Benim için bir yazarın temel sorumluluğu, anlattığı dünyanın ruhuna sadık kalmaktır. Örneğin; eğer bir ergenin o katlanılmaz ve sinir bozucu sohbetini yansıtacaksam, okuru gerçekten sinirlendirecek kadar gerçekçi yazmalıyım. Ilık Sonbahar’da Eylül karakterinin vurdumduymaz olması gerekiyorsa, bunu en etkili şekilde hissettirmeliyim. Eğer Patriyarkayı Yıkın bir ‘wattpad’ enerjisi taşıyorsa, bu enerjiyi saklamak yerine daha da parlatmalıyım. Soğuk Tenin Sıcağında ise karakterim Alfer’in susması gerekiyorsa, onu en derin sessizliğe mahkûm etmeliyim. Kısacası; bir edebi eser utanç verici bir durumu anlatıyorsa onu en utanç verici haliyle sunmalı, okuru üzecekse de en derinden üzmelidir. İyi bir yazarı diğerlerinden ayıran asıl özellik, okurun duygularıyla oynamaktan veya onları rahatsız etmekten korkmamasıdır.
Söyleşi yaptığım yazarlara şu soruyu soruyorum. Çünkü sosyal medya gerçekliği, dijitalleşen, yapay zekâlaşan bir gelecek içinde yaşıyoruz. O soru da şu: Edebi eserlerin gelecekte hiçbir karşılığının kalmayacağını, hatta edebiyatın bile tamamen ortadan kalkacağını savunanlar var. Bu fikre katılır mısın?
Bu fikre kesinlikle katılmıyorum. Çünkü teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, hiçbir yapay zekânın bir yazarın kalemini aynı ruhla tutabileceğine inanmıyorum. Herhangi bir sohbet tabanlı yazı botunun ürettiği metinler, bir yazarın bizzat yaşadığı, gözlemlediği ve ruhundan süzdüğü o gerçekliğin yanında her zaman ‘çiğ’ kalacaktır ve bu fark her zaman anlaşılacaktır. Bir botun, bir yazarın kaleminden çıkan o güçlü ve vurucu etkiyi yaratması mümkün değil. Edebiyat, insan ruhunun bir yansımasıdır ve bu yansıma taklit edilemeyecek kadar derin, karmaşık ve özeldir.
Hemen her yazarın yazı yolculuğunda iz bırakan başka yazarlar oluyor. Harun Şengül’ü etkileyen yazarlar ve eserler hangileri oldu?
Bu soruyu tek tek kitap isimleriyle sınırlamak yerine, yolculuğuma öncü olan yazarları anmayı tercih ederim. Türk edebiyatından Canan Tan ve Mine Soysal gibi isimler kalemimin şekillenmesinde önemli birer rehber oldular. Dünya edebiyatında ise Stefan Zweig, Aisha Saeed ve Sharon M. Draper gibi yazarların bende bıraktığı izler çok derin. Ancak benim için en özel yeri Deborah Levy tutuyor. Her ne kadar henüz sadece bir kitabını okumuş olsam da, kalemindeki o büyüleyici etkiden dolayı ileride tüm eserlerini kütüphaneme katacağımı ve onları kendi kitaplarımın hemen önünde, başköşede ağırlayacağımı söyleyebilirim.
İleride nasıl bir hayatın olacağını merak ediyorum. Yazarak kurduğun bu dünyayı gelecekte nasıl bir noktaya taşımak istediğini, hedeflerinizi bizimle paylaşır mısın?
Geleceğe dair en büyük hedefim, kalemimi ve bakış açımı sürekli olarak rafine etmek. Kendime dair dürüst bir özeleştiri yapacak olursam; şu anki eserlerimin potansiyelini daha da parlatmak adına, gelecekteki çalışmalarımı daha fazla yıllandırarak ve sabırla bekleterek çok daha olgun işler ortaya koymayı amaçlıyorum. Elbette şu anki heyecanımın getirdiği artılarım var; ancak yolun başında biri olarak onlarca eksiğimin olduğunun ve kitaplarımın teknik anlamda daha iyi bir noktaya gelmesi gerektiğinin farkındayım. Hedefim, bu eksikleri birer basamağa dönüştürerek, acele etmeden ama her seferinde daha güçlü bir edebi duruşla okurun karşısına çıkmak.
Vakit ayırıp sorularımı yanıtladığın için teşekkür ederim. Eserlerinin yolculuğu uzun ve ilham verici olsun.
Tebrik ediyorum genç yazarımızı yokun bahtın açık olsun. Soğuk tenin sıcağındayı okuyorum henüz bitirmedim ama eksiği yok fazlası var daha önce okuduğum bazı romanlardan. Başarılar diliyorum.