Kemal Sunar: “Her insanın kendine ait bir yaşam biçimi olduğu gibi şairlerin de bir yaşam tarzı vardır.”

Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey

Bugün, Kemal Sunar’ın yaşamı ve şiirleriyle bir yolculuğa çıkıyoruz. Köklü bir yayınevi olan Kalan Yayınları etiketiyle basılıp bu hafta raflardaki yerini alan Sunar’ın kitabının adı “ŞİİR DEFTERİM: Tersane İşçisinden Şiirler”. Sunar’ın dizelerinde köy yaşamının safiyeti, emekçilerin gururu, iç dünyasının sessiz çığlıkları, aşk ve memleket sevdası kendini gösteriyor. Şiirler, sadece duyguların ifadesi değil; aynı zamanda bir yaşam hikâyesi, bir direniş ve umut manifestosu. Toprağın, emeğin ve insanlığın iç içe geçtiği bu dizelerde, Sunar’ın hayatına ve dünyasına yakından bakacağız. Şimdi, onun şiirlerini daha derinlemesine anlamak ve yazarla bir söyleşi yapmak amacıyla hazırladığım sorularla yolculuğumuza başlıyoruz.

Merhaba Kemal Bey. Yeni çıkan eseriniz için sizi tebrik ederim. Sanırım eserinizi ilk okuyanlardan biriyim. Doğrusu şiirlerinizi beğenerek okudum. Okuyanların da beğeneceğini düşünüyorum. Sizin kim olduğunu okurlarımıza tanıtarak başlamak isterim?

Bana bu fırsatı verdiğiniz için ve beğenerek okuduğunuz için teşekkür ederim. Ben Kemal Sunar. Tunceli Mazgirt doğumlu, çiftçi bir ailenin oğluyum. Tersanede işçi olarak çalışıyorum.

“ŞİİR DEFTERİM: Tersane İşçisinden Şiirler” başlığı, hem bireysel hem de toplumsal düzlemde güçlü çağrışımlar barındırıyor. Bu başlığı seçerken hangi anlam katmanlarını özellikle öne çıkarmak istediniz?

 Bu eserimin isminin Şiir Defterim olmasındaki nedeni önemli birçok nedenleri biriktiriyor, onun için eserime bu ismi vermek istedim.

Tersaneler; devasa sac levhaların, keskin kaynak ışıklarının ve hiç dinmeyen bir metal gürültüsünün hüküm sürdüğü yerler. Bu sert, endüstriyel ve bazen ‘mekanik’ dünya, yazma duygunuzu nasıl etkiliyor?

Evet çalıştığım iş kolu ağır sanayinin bir kolu devasa gemilerde yapılıyor, normal boyutta yapılanlarda vardır. Neticesinde gürültü ve mekanik toz ve boya kokusu çok oluyor, bunlardan korunmak için çok dikkat ediyoruz. Bu ağır koşullar eser yazma duygusuna sahipseniz bazen de ilham veriyor. Fırsat buldukça bu duygularımı yazıya döküyorum.

110 sayfa olan eserinizde 105 şiir bulunuyor. Duygu yaraları, özlem ve iç çatışmalar hemen her şiirde oldukça çarpıcı ve duygulu betimlemelerle başarılı şekilde anlatılmış. Bunun yıllara dayanan bir birikimin ürünü olduğu hemen anlaşıyor. Merak ettiğim şey şu: Şiir serüveniniz ne zaman başladı ve bu yolculukta şiire dair herhangi bir eğitim aldınız mı, yoksa daha çok kişisel bir birikimin ve deneyimin sonucu mu?

Şiir yazmaya değerli öğretmenlerimin sayesinde lise döneminde başladım. Şiir yazmak için herhangi bir eğitim almadım. Kişisel duygularımla hareket ederek yazmaya başladım. Son dönemlerde şiirlerimi saygı değer Nazmi Karabacak öğretmenime göndererek onayını alıyordum. Şiirlerimde düzeltmeler yapıyordu. Çoğu, noktalama işaretleri ile ilgili oluyordu. Fakat ben bir türlü bunu beceremedim.

Benim Dünyam” adlı şiirinizde, “Sıcak ve kızgın topraklarda doğdum, / Güneşin altında harmanlandım, yoğruldum.” dizeleriyle yaşamınızın köklerini ve doğduğunuz yerin tarifini yapıyorsunuz. Aslında tüm kitap boyunca şiirlerinizde memleket sevginiz ve memleket özlemi sıkça yer alıyor. Bu sevgiyi ve özlemi nasıl tanımlarsınız?

 Doğrudur, doğduğum yerler sıcak ve kızgın topraklardır. Dediğim gibi çiftçilikle uğraşan bir ailenin fertleriyiz. Yazın o sıcakta güneşin altında çalışmak zor olsa da severek devam ediyorduk. Memleketimi seviyorum ve doğduğum yerlerden uzakta yaşadığım için bu özlem ve sevgi şiirlerimde de belirttiğim gibi duygu seline dönüşüyor.

Kemal Bey, her yazar, bir iç çağrının izini sürer; edebi ve sanatsal eserler de çoğu zaman bu derinden gelen çağrının yankısı olarak doğar. Siz “Şiirlerinizi” yazarken neyin peşine düştünüz; sizi masaya oturtan, kelimelerle baş başa bırakan o iç çağrıyı nasıl tarif edersiniz?

Ben şiirlerimi yazarken genelde yaşanmış olayların ve hayatın zorluklarını şiirsel bir not olarak geleceğe bir miras olarak bırakmak istedim. Belki ilk başta bu belli olmayabilir, okurken şiirlerim de bir yaşanmışlık var. Bunu sonradan hissederler diye düşünüyorum.

Geçmiş dönem şairlerine baktığımızda, şiirin çoğu zaman içsel bir zorunlulukla, hayatla ve hakikatle doğrudan temas hâlinde yazıldığını; şairin görünür olmaktan çok sözüne sadık kalmayı öncelediğini görüyoruz. Günümüz şairleri ise dijital çağın hız, dolaşım ve popülerlik baskısı altında bambaşka bir edebî iklimde üretim yapıyor. Bu çerçevede sizden, geçmiş dönem şairleri ile bugünün şairlerini; şiirle kurdukları ilişki, estetik duruşları, zamanla ve okurla temas biçimleri açısından karşılaştırmanızı rica etsem neler söylersiniz?

Zor bir soru! Geçmiş dönem şairlerimiz genellikle duygu ve düşüncelerini, yaşanmış olayları doğru biçimde halka yansıtmışlardır. Gerek eleştiri gerekse övgüde birebir olayları konu aldıkları için tarihsel olayların günümüze gelmesini sağlamışlardır. Günümüz şairlerin hepsi olmasa da olayları ve hayata dair duygularını dile getiriyorlardır. Bazıları da kendi çıkar menfaatlerini düşünerek hareket etmektedirler. Aradaki fark bu.

Her insanın, iyi şairi tanımlama biçimi farklıdır; kimine göre şair, duygulara tercüman olan biridir, kimine göre şair topluma ayna tutan ya da değişimi tetikleyen bir düşünürdür. Peki, sizce 1) şiir nedir, şair kimdir, 2) onun en temel sorumluluğu nedir ve 3) iyi bir şairi diğerlerinden ayıran asıl özellik ne olmalıdır?

Mutlaka, her insanın kendine ait bir yaşam biçimi olduğu gibi şairlerin de bir yaşam tarzı vardır. Kimisi kendini topluma bir misyon olarak görür ve o toplumun aynası olur. Kimisi de olayların içinde yaşayarak yapılanların toplum için değişmesi gerek nedenler var olduğunu his ederek düşüncelerini belirler.

Yükselen sosyal medya gerçekliği, dijitalleşen, yapay zekâlaşan bir gelecek içinde yaşıyoruz. Bu nedenle söyleşi yaptığım yazarlara şu soruyu soruyorum. O soru da şu: Edebi eserlerin gelecekte hiçbir karşılığının kalmayacağını, hatta edebiyatın bile tamamen ortadan kalkacağını savunanlar var. Bu fikre katılır mısınız?

Şimdi bu soruya nasıl bir cevap vermem gerek tam olarak bilemedim. Dijitalleşen bir dönemdeyiz evet teknolojiyi kullanmak gerek ama değerlerimizi kaybetmemek kaidesiyle doğru biçimde kullanmamız gerekir düşüncesindeyim. Edebi eserlerin geleceğe bırakılması düşüncesindeyim, geçmişi bilmeden geleceği inşa edemeyiz.

Hemen her şairin yazı yolculuğunda, dilini, bakışını ve estetik yönelimini besleyen; kimi zaman bir cümlesiyle, kimi zaman bir imgesiyle iz bırakan başka şairler oluyor. Okuma deneyimi çoğu zaman yazının gizli öğretmenidir. Bu bağlamda sormak isterim: Kemal Sunar’ı etkileyen şairler ve eserler hangileri oldu?

 İşimin gereği ağır koşullarda çalıştığım için fazla kitap okuyamamaktan şikayetçiyim kendime ama zaman buldukça okuyorum Zülfü Livaneli, Adnan Özçınar’in eserlerini daha çok okumuşumdur ama devamlı bir şairin yada yazarın eserlerini takip edemedim. Yabancı yazarların kitaplarını okudum isimleri aklımda değil ama beni etkileyen biri yok diyebilirim. Tabi ki de değerli yazarlarımız ve şairlerimiz vardır, saygı duyuyorum hepsine.

Vakit ayırıp sorularımı yanıtladığınız için teşekkür ederim. Eserinizin yolculuğu uzun ve ilham verici olsun.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*