Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey
Reyhan Yıldız Eren’in “Yabancı” adlı ödüllü öykülerin de içinde olduğu eseri köklü bir yayınevi olan Kalan Yayınları’ndan çıktı. Eser, yaşamın çeşitli sancılarını ve sevinçlerini, hafif ve akıcı bir anlatımla okura hissettiriyor. Anılar, gerçek yaşanmışlıklar ve kurgu öykülerden oluşan bu kitapta, yazar, hem kendi iç dünyasının kapılarını aralıyor hem de geçmişten gelen değerleri, gelenekleri ve kültürel zenginlikleri yeni nesillere anlatmanın önemini vurguluyor. Her dili ve duyguyu sade ve samimi bir dille işlerken, okuru, hem tarihsel hem de kişisel bir yolculuğa davet ediyor. Bugün kendisiyle kitabı üzerine konuştuk. Buyrun söyleşimize!
Merhaba Reyhan Hanım. Yeni çıkan eseriniz için sizi tebrik ederim. Eserinizi bana yollanan pdf dosyasından beğenerek okudum “Yabancı“nın yazarı Reyhan Yıldız Eren’in kim olduğunu okurlarımıza tanıtarak başlamak isterim. Reyhan Yıldız Eren kimdir?
Merhaba,
1954 yılında Çanakkale’nin Eceabat ilçesinde doğmuşum. İlk ve Ortaokul eğitimimi burada bitirdim, 1972 yılında Çanakkale Öğretmen Okulu’ndan mezun oldum. 1988 yılında da eğitim ön lisansı tamamladım. 1996 yılında görev yaptığım 18 Mart İlkokulu’ndan emekli oldum.
Şiir ve öykülerim Türk Edebiyatı Dergisi, Gülpınar, Şiir Defteri Dergisi, Milli Eğitim dergileri ve Vurgu Gazetesinde yayınlandı.
1991- İlk yazım ‘Sevgi Tohumları’ ile Milli Eğitim Bakanlığının açtığı anı yarışmasında birincilik ödülü aldı.
1993- İlk kitabım ‘Elif’ Mili Eğitim Bakanlığının düzenlediği kitap yazma yarışmasında hikâye dalında birinciliğe lâyık görüldü.
1996- Sarı Kavun Yeşil Kavun – Ömer Seyfettin hikâye yarışması özendirme ödülü
1997- Gözleri Sır Yumağı – Ömer Seyfettin hikâye yarışmasında mansiyon
Çanakkale valiliğinin açtığı ‘’Atatürk Çizgisinde Çağdaş Eğitim ve Öğretmen’’ konulu kompozisyon yarışmasında il birinciliği
2001- Eylül Bahçesi – Ömer Seyfettin hikâye yarışmasında en iyi hikâye ödülü almıştır.
Evli ve İki çocuk annesidir.
“Yabancı” başlığı, hem bireysel hem de toplumsal düzlemde güçlü çağrışımlar barındırıyor. Bu başlığı seçerken hangi anlam katmanlarını özellikle öne çıkarmak istediniz?
Öyküyü yazarken konunun ana karakteri benim gözümde çözüm bölümüne kadar hep yabancıydı. Kim olduğu, toplumdan neden bu kadar uzak durduğu, bize benzemediği için en uygun başlığın YABANCI olmasına karar verdim. Bu başlığın öykünün konusuyla tam örtüştüğünü düşündüm.
Ödül almış öykülerinizi okurken metinlerdeki estetik tat ve anlatı olgunluğu hemen hissediliyor; bu da edebiyatla, okumayla ve yazıyla uzun soluklu bir iç içeliğin ürünü olduğunu düşündürüyor. Buna dayanarak sormak isterim: Yazı serüveniniz ne zaman başladı ve bu yolculukta yazmaya dair herhangi bir eğitim aldınız mı, yoksa yazarlığınız daha çok kişisel bir birikimin ve deneyimin sonucu mu*
Öncelikle öykülerimle ilgili bu güzel ve beni onurlandıran görüşleriniz için çok teşekkür ederim. Sizin de belirttiğiniz gibi çocukluğumdan beri kitaplarla ve kalemle aram hep iyi oldu. İlkokula 5 yaşımdayken özel nedenlerden dolayı kayıtsız olarak başladım. Okula gitmeye çok istekli olduğum için okuma yazmayı o yıl öğrendim. Bundan sonra yazılı her kağıdı (yolda bulsam bile), takvim yapraklarını, ablamın ders kitaplarını, kısacası elime ne geçerse okudum. Bu arada içimde yazma isteği de başlamıştı. Bu durumu kitaptaki Sadife Hanım’ın Kanatları adlı öyküde anlattım. İlk yazı denemem olan bir şiirim 10 yaşındayken okul gazetesinde çıktı. Ortaokulda kütüphanedeki bütün kitapları okumuşumdur. İlk zamanlar yazdıklarımı kimseye göstermedim. Çünkü edebi değeri olup olmadığından emin değildim. 1991 yılında Milli Eğitim Bakanlığının öğretmenler arasında açtığı anı yarışmasında birincilik ödülü alınca daha düzenli olarak yazmaya başladım. Daha sonra katıldığım yarışmalarda da öykülerim hep ödül aldı. İlk kitabım ELİF yine bakanlığın açtığı yarışmada birinciliğe değer bulundu. 2000 yılından sonra yazar tıkanıklığı yaşadım. Çok istediğim halde hiçbir şey yazamadım. Oysa yazabilirken ‘’ellerime bir şey olur da yazamazsam buna dayanamam’’ diyordum. Nihayet ilk kitabımın 3. Baskısına çalışırken yeniden yazmaya başladım. İki yıl sonra da YABANCI’yı yazdım. Bundan sonraki hedefim mesleğime uygun olarak çocuk kitapları yazmak. Ben sınıf öğretmeniyim. Yazarlık eğitimi almadım. Okuduğum okullardaki Türkçe ve Edebiyat derslerinde edindiğim bilgiler ve birikimlerle birlikte çevremi insanları doğayı çok iyi gözlemleme alışkanlığımın sonucu olabilir.
Reyhan Hanım, uzun yıllara yayılan gözlemlerim bana şunu düşündürüyor: Her yazar, bir iç çağrının izini sürer; eserler de çoğu zaman bu çağrının yankısı olarak doğar.
Siz yazarken neyin peşine düşüyorsunuz; sizi masaya oturtan, kelimelerle baş başa bırakan o iç çağrı nasıl tarif edersiniz?
Ben her kurgu öyküde yazarın yaşadıklarının etkisi olduğunu düşündüğüm gibi, her yaşanmışlıktan yola çıkılarak yazılan öykülerde de kurgunun katkısı olduğunu savunmuşumdur. Ancak kimi zaman düşünüp planladığınız bir öyküyü yazmaya başladığınızda kişiler sizi dinlemez başlarını alıp giderler ve konu bambaşka bir yola girer. Bu durumda (bana göre) yapacak bir şey yoktur. Yazar olay kahramanlarının peşine düşer ve onlar neyi, nasıl ve ne kadar yazdırırlarsa onu yazar.
TÜYAP fuarında bir arkadaşım şöyle bir yorum yapmıştı: “Bugünün edebiyat ortamında hız, görünürlük ve tüketim baskısı bu kadar belirleyiciyken, öykü türü derinliğini ve direncini koruyamayacak. Kısa sürede tüketilen metinler arasında eriyip gidecek.” Bu yorumdan hareketle, öykünün geleceği size daha çok umut mu, yoksa kaygı mı veriyor?
Gerçekten de çağımızdaki değişim ve gelişmeler çok hızlı tüketime neden oluyor. Bu konuyla ilgili öngörüde bulunmak çok zor. Ben öykünün geleceğine iyimser açıdan bakanlardanım. Eski Türk Edebiyatı’nı örnek olarak gösterirsek Dede Korkut Hikâyelerinde yıllar sonra bile kültürümüzün kuşaktan kuşağa aktarılmasıyla, eğitim, tarih ve sosyolojik yönden yaptığı katkıları görebiliyoruz. Türk Edebiyatı’nın gelecekte nereye evrileceği konusunda kaygılananlar, öykü türünün yerinin nasıl doldurulacağını hakkında ne düşünüyorlar acaba?
Günümüz edebiyat ve sanat ortamında yazar olmak, gerçekten üretmekten çok görünür kalma mücadelesine mi dönüşmüş durumda bilmiyorum ama bu yönde eleştirilerin arttığını gözlemliyorum. Sizce bugünün yazarı, nitelikli bir edebî duruş inşa etmeye çalışırken piyasa beklentileriyle ve popülerlik baskısıyla bir çatışma yaşıyor mu?
Bu tamamen yazarın bakış açısı ve tercihiyle ilgilidir diye düşünüyorum. Her dönemde popüler olan ve arka arkaya kitapları çıkan yazarları görüyoruz. Ben de bu kitapların pek çoğunu okudum. Edebiyat dünyasında kalıcı olmak elbette her yazarın hayalidir ama bu çok kolay değil. Altmış yetmiş yıl önce yazılmış kitapların bugün bile güncelliğini koruyor ve okunuyor olması, nitelikli yazarlar tarafından piyasa beklentisi olmadan üretilen eserlerdir. Roman, şiir, öykü deyince ilk aklımıza gelen isimler bunlardır. Bizim tek kitap yazmış ve klasikler arasına girmiş yazar ve şairlerimiz var. Demek ki sayı değil niteliktir bir yazarı değerli kılan. Bu görüşlerime rağmen üreten, emek veren, edebiyatımıza katkıda bulunan herkese sonsuz saygı duyuyorum.
Her insanın iyi edebiyatı ve yazarlığı tanımlama biçimi farklıdır; kimine göre yazar, duygulara tercüman olan biridir, kimine göre topluma ayna tutan ya da değişimi tetikleyen bir düşünürdür. Peki, sizce yazar kimdir, onun en temel sorumluluğu nedir ve iyi bir yazarı diğerlerinden ayıran asıl özellik ne olmalıdır.
Bir önceki soruda bu konudaki görüşlerimin bir bölümünü anlattım. Bence hepsi bir yazarda olması gereken özelliklerdir. Ancak toplum davranışlarını, düşünce yapısını pozitif yönde değiştirip geliştirmesine, kendini ve çevresini doğru gözlemleyip tanıyabilen bireyler olmasına katkıda bulunmayı amaç edinmek bir yazarın temel sorumluluğu olmalıdır.
Söyleşi yaptığım yazarlara şu soruyu soruyorum. Çünkü sosyal medya gerçekliği, dijitalleşen, yapay zekâlaşan bir gelecek içinde yaşıyoruz. O soru da şu: Edebi eserlerin gelecekte hiçbir karşılığının kalmayacağını, hatta edebiyatın bile tamamen ortadan kalkacağını savunanlar var. Bu fikre katılır mısınız?
Bu söyleşinin en zor sorusu bu: ‘’Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete’’ desem çok mu kötümser bulursunuz beni bilmiyorum. Uzun zamandır tanıdığım, bir yıl birlikte çalıştığımız, tam bir kitap kurdu olan arkadaşımla geçenlerde konuşurken: ‘’Hocam ben çok okuyorum ama çok istediğim halde yazamıyorum. Bir arkadaşım, artık yazmak eskisi gibi zor değil, bilgisayarına bir program yüklüyorsun, hangi konuda yazmak istersen senin yerine yazıyor dedi.’’ Yapay zekâyı kullanmayı önermiş sanırım. Bu konuda ne diyeceğimi bilemedim. Maalesef her konuda olduğu gibi bu işi de teknolojiye havale edenler var. Oysa özgün, kendi imzasını hak eden eserler üretmek varken bu yollara sapmanın ne kadar etik olduğunu tartışmak bile anlamsız. Kendime aldığım bir giysi üzerinde bile değişiklik yapmadan, kendi kişiliğimi yansıtan aksesuarlar, küçük eklemeler ve çıkarmalar, düzeltmeler yapmadan giyemeyen biriyim. Bu kitap çalışmalarımda da böyle. Yazmaya oturunca dünya ile bağlantım kesiliyor, okuduklarımla ilgili her şeyi unutuyorum. Sadece yüreğimin, duygularımın, yaşadıklarımın birikimlerini sayfalara aktarıyorum.
Hemen her yazarın yazı yolculuğunda iz bırakan başka yazarlar oluyor. Reyhan Yıldız Eren’i etkileyen yazarlar ve eserler hangileri oldu?
Kesinlikle doğru bir saptama. Okuduklarımızdan beni de derinden etkileyen yazarlar oldu. Bir kitaptan bir sayfa alıntı bile okusam onu kimin yazdığını tahmin edebiliyorum. Bunun nedeni de özgün eser olmasıdır. Bu bütün sanat eserleri için geçerli. Resim kültürünüz varsa gördüğünüz bir tablonun kime ait olduğunu bilirsiniz. Benim etkilendiğim yazarlara gelince; öncelikle klasiklerimizden Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanı. Belki de öğretmen olduğum içindir. Mehmet Rauf’un Eylül’ü, Erhan Bener’in Ölü Bir Deniz’i, Yaşar Kemal’in İnce Memed’i (en cok 1 i sevdim) . Buket Uzuner-Gelibolu, Zülfü Livaneli-Serenat, İskender Pala-Katre-i Matem. Bu söyleşi için uzun sayılabilecek bir listem var.
Vakit ayırıp sorularımı yanıtladığınız için teşekkür ederim. Eserinizin yolculuğu uzun ve ilham verici olsun.
Güzel dilekleriniz ve bu söyleşi için ben teşekkür ederim. Ayrıca YABANCI’nın dosyasını gönderdiğimden elime ulaşmasına kadar çok kibar davranan, bütün isteklerimi ikiletmeden hemen yerine getiren, her görüşmemizde bana ve eserime verdiği değeri hissttiren, sözleşmeye uyan ve bundan sonra da uyacağından adım gibi emin olduğum Yılmaz Bey başta olmak üzere, emeği geçen tüm ekibe sonsuz teşekkürler…
Leave a Reply