Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey
Köklü bir yayınevi olan Kalan Yayınları tarafından yayımlanan Kişisel Uyum Atlası: Renk · Yüz · Stil · Koku – Persona, Bağlam ve Uyum Üzerine Bir Analiz Algoritması, Erdinç Çetinçelik’in yaklaşık otuz yıllık kozmetik, marka yönetimi, eğitim ve uluslararası güzellik sektörü deneyimini teorik bir çerçeveye dönüştürdüğü disiplinlerarası bir çalışmadır.
Yazar, kişisel görünümü yalnızca estetik bir tercih olarak değil; kimlik, bağlam, niyet ve uyum ekseninde okunması gereken bütüncül bir iletişim sistemi olarak ele alırken, renk analizi, yüz morfolojisi, stilizm ve koku bilimini tek bir “kişisel imza haritası” altında birleştirir. Kitap boyunca geliştirilen Kartezyen Koku, Tarz ve Analiz Algoritması, kişisel imaj danışmanlığına sistematik bir model önerirken; bireyin kendisini başkalarına değil, kendi doğasına göre hizalamasını savunur. Erdinç Çetinçelik, teknik bilgiyi psikoloji, algı yönetimi ve estetikle buluşturarak, günümüzün tüketim odaklı güzellik anlayışına karşı “uyum” merkezli yeni bir paradigma önerir. Bu yönüyle eser, yalnızca güzellik ve moda profesyonellerine değil; kimlik, algı, estetik ve kişisel ifade üzerine düşünen tüm okurlara hitap eden özgün bir başvuru kaynağı niteliğindedir.
Merhaba Erdinç Bey. Yeni kitabınız hayırlı olsun. Sizi tanıyarak söyleşimize başlamak isterim. Erdinç Çetinçelik kimdir?
Merhaba, ben 1969 İstanbul doğumlu Kimya Mühendisi ve Uluslararası Pazarlama ve Kozmetik Uzmanıyım. 30 yıl Türkiye’de ve Fransa’da profesyonel yöneticilik yapmış, hâlihazırda perakende alanında kozmetik kategori yöneticiliği görevini sürdüren, motosiklet sürme, analog müzik dinleme ve şiir yazma tutkuları olan evli ve 3 çocuk babası bir Türk vatandaşıyım.
292 sayfalık bu kapsamlı çalışmanın arkasında ciddi bir emek olduğu hissediliyor. Bu noktada iki sorum olacak:
1) Böyle bir sistemi kurmak ve olgunlaştırmak kaç yılınızı aldı?
2) Kitabı yazma sürecinde ne tür zorluklar yaşadınız?
Profesyonel hayattaki ilk görevim olan L’Oréal firmasındaki Teknik ve Artistik Müdür görevimde hizmet sektöründe profesyonellere mesleki mükemmelleşme ve markalaşma desteği veriyordum. Bu ve bundan sonra Fransa’da sürdürdüğüm benzer işlerde, metot sahibi ve vizyoner eğitimciler ile insan odaklı yaklaşımlarda çok ileri seviyede uzmanlaşmış profesyonellerle birlikte birçok yenilikçi projeyi yönettim. Bu süreçte birçok farklı bakış açısını ve insan fizyolojisi ile ilgili gerçeği inceleme ve içselleştirme fırsatı buldum.
Özellikle yüz analistliği, tüm görünüm ve renk armonisi uzmanlıkları arasındaki tamamlayıcılık köprülerini kafamda inşa etmeye başladım. En büyük sıçrama ve inovasyon da stil ve fizyolojiyi koku ile birleştirme ile ortaya çıktı. Mühendis ve sanat hayranı biri olarak bütün bu kavram ve kuralları son 4 senede tek bir çizelgede toplayarak dünyada ilk ve tek olan bir kartezyen algoritmanın yaratılmasına vesile oldum. Kitabın rehberlik misyonu ve temeli bu algoritmanın veri ve çıktılarından besleniyor.
Kitabı yazarken en büyük zorluk, çok değerli ama birbirinden kopuk ve birbiri ile çelişen kavram, kuram ve araştırmaları kendi tecrübe, görüş ve sentezlerim ile tabiri caizse barıştırmaktı. Fizyolojik, psikolojik, optik, olfaktif, sanatsal, pazarlama, davranışsal ve ekonomik birçok faktör ve olgu, insanı kendi tarzını benimseme ve bunu ortaya koyabilme özgürlüğünden uzak tutmaya sanki söz vermiş birçok düstur ve uygulama içeriyor. Ben bu kitabımda buna karşı gelmeye ve bu ezbere ve dayatma anlayışını devre dışı bırakmaya cesaret ettim. En zor kısım da bunu yazıya dökebilme ve 360 derecelik düşünselliği tamamlama oldu.
Erdinç Bey, kanaatimce her eser, toplumsal ya da kişisel bir ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkar; sebepsiz yazılan metin yoktur. Aynı şekilde her yazarın da kalemi eline alırken bilinçli ya da sezgisel bir yönelimi, bir derdi, bir amacı bulunduğuna inanıyorum. Bu çerçevede sormak istiyorum. Bu kitabı kaleme almanıza yol açan temel ihtiyaç neydi?
Birçok alandaki doğrunun ortak bir hedefinin ve bağlantısının olmaması… Renk, tarz, saç ve koku alanlarında çok değerli kuram ve yöntemler var fakat tüketicinin odağa yerleştirildiğini söyleyemeyiz. Persona konusu bir CRM modülü gibi işletilirken insanlar kutucuklara yerleştirilmeye çalışıyor. Benim uyum atlası olarak tüketicilerin önüne koyduğum rehber ise onları birer birey olarak değerlendirip bu kutucuk hapsinden özgürleştirmeye çalışıyor.
Güzellik sektörünün neredeyse tüm alanlarında ve çok uluslu olarak edindiğim tecrübe, bilirkişi olma ve duru görü ile kopuk bağlantıları onarma veya yeni bağlantılar kurma konusunda bana görev düştüğünü uzun zamandır hissediyordum. Ama bir parça hep eksik kalıyordu, o da koku idi. Son yıllarda araştırma ve düşüncelerimi sadece bu alanda yoğunlaştırdım. Hatta çemberin başlangıç ve bitiş noktası olarak bu konuyu seçtim. Birbirlerini güçlendiren ve bileşik kaplar prensibi ile çalışan, sanki bir periyodik cetvele benzeyen kartezyen algoritma sayesinde frekansı olan her şeyin bir benzerlik ve ilişki düzeneği olduğunu fark ettim. Kitap bunun sadece olağan ve doğal bir anlatımı oldu.
Kitabınız; psikoloji, tasarım, estetik, pazarlama ve koku bilimi gibi birçok disiplini ortak bir düşünce sistemi içinde buluşturuyor. Böylesine bütüncül bir yaklaşımın arkasında sizi etkileyen önemli isimler olduğunu düşünüyorum. Kendi uzmanlık alanınızda düşünce dünyanızı şekillendiren ya da çalışmalarını özellikle takdir ettiğiniz isimler kimlerdir?
Bugün sahip olduğum değerli bakış açısı ve kültürün yadsınamaz mimarları olan eski patronum L’Oréal Uluslararası Profesyonel ve Artistik İlişkiler Direktörü Michel Claire, Visagisme Total Look’un yaratıcısı Claude Juillard, Colorscopie’nin yaratıcısı Brigitte Gautier, Eurofragrance Türkiye’nin yöneticisi Oğuzhan Çakıroğlu, VO Aromatiques’in yetkilisi Ivana Pantovic, Robertet Group Türkiye’nin yetkilileri Tuğçe Uysal ve Ömer Kitka, dünyaca ünlü nörobiyolog ve yazar Gordon Murray Shepherd, bilişsel nörobilimci ve psikolog Rachel S. Herz’i sayabilirim.
Kitap boyunca “trend” ile “kimlik” arasında belirgin bir ayrım yapıyorsunuz. Sizce günümüz tüketim kültürü bireylerin estetik tercihlerini geliştirip özgürleştiriyor mu, yoksa görünmez biçimde standartlaştırıp, daha çok birbirine mi benzetiyor?
Tüketim kültürü ve bu kültürü bize dayatan pazarlama sisteminin bugüne kadar bireyleri özgürleştirmeyip hatta stereotipleştirdiğini görmemek mümkün değil. Estetik adına ve bu başlıkla yapılan her operasyon ve kullanılan her ürün öncelikle asimetriye karşı geliyor ve ifadeleri törpülüyor. Köşeleri yuvarlatılmış ve tornadan çıkmış her malzeme nasıl birbirinin kopyası veya benzeri olmak suretiyle endüstriyel bir ürüne dönüşüyorsa, insanoğlu da gitgide aynı fabrikanın ürünü olarak raflarda yan yana gelmiş gibi yaşıyor.
Renk, yüz, stil ve kokuyu aynı sistem içinde değerlendirmeniz disiplinler arası bir yaklaşım sunuyor. Ve “Uyum bir his değil, bir sistemdir.” yaklaşımını savunuyorsunuz. Sizce insanımız bu sistemin ne kadar farkındadır?
En kötü sistem bile sistemsizlikten iyidir. Kaldı ki benim öne çıkardığım konu başlıkları, biz istesek de istemesek de kendi aralarında bir diyalog içindeler. Kitabımda insanımıza bu dili dekode etmenin hatta konuşmanın bir metodolojisini sunuyorum. Farkındalık yaşanmışlıklarla oluşur ve gelişir; insanlar zaten “kötü” tecrübelerinden kendileri için birçok yanlışı öğrenmiş bulunuyorlar. Bunu kabul etmek, yanlışı tekrar etmemek, geride kalan tüm olasılıklar içinde kendinize bir alan tanımlamak… Bu bir hat veya tekil bir seçim değil, bu bir bölge. Bu bölge içinde ve çevresinde güvenle dolaşabilmek insanı özgürleştiren, kendi olmaktan ve kendini doğru ifade etmekten zevk almaya başlamasını sağlayacaktır. Biz araştırmacı yazarların tek amacı farkındalık yaratmaktır zaten.
Alanında uzman bir isim olarak, dünyada renk, yüz analizi, stil ve koku gibi unsurları bilinçli bir bütünlük içinde kullanmayı başarmış toplumlar olduğunu düşünüyor musunuz? Eğer böyle toplumlar varsa, onları diğerlerinden ayıran temel estetik anlayış ve kültürel özellikler nelerdir?
Modanın kalbi diye anılan ülkelerdeki insanların estetiğin ve uyumun ancak kıyısında gezindiklerine bizzat şahit olmuşumdur. Türkiye’nin ücra bir bölgesindeki bazı insanlarımızın da kıyafetlerinde olağanüstü bir uyum yakalamış olduklarını da gözlemlemişimdir. Uyum, öğrenilen ve uygulandıkça gelişen bir konudur. Her şeyin başında olan sevgi de bunun temelini oluşturur. İnsan önce kendisini sevmeli ve tüm dünyaya bu mesajı vererek yaşamalıdır. Bu mesaj ise kitapta ele aldığım tüm konu başlıklarıyla verilebilir. Kusurlarını bir ifade ve teklik kapitali olarak görerek bunu akılda kalmanın tek yolu olduğunu kabulle yaşamak, toplumda diğerlerinden sıyrılmanın en garanti yoludur. Aile de yaşam tarzı ve seçimleriyle çocuklarına örnek olmalı, küçük yaşlardan itibaren kombin yapmayı, aşırılıkları, dozu ve renkleri öğretmelidir.
Güzellik sektörünün yıllardır savunduğu “kusursuz görünüm” fikrine karşı kitabınızın “kusur hatırlanmanın başlangıcıdır” yaklaşımı oldukça radikal. Sizce güzellik sektörü, insanların özgüvenini mi besliyor, yoksa eksiklik hissini mi pazarlıyor?
Güzellik sektörünün tek amacı kârlılıktır. Her sene daha fazla kârlılık elde etmek için yenilik, dikkat çekicilik, kışkırtıcılık ve trend üretmek zorundadır. Bunu yaparken de aslında sözde kusursuz güzelliği servis ederek tüketicilere bundan ne kadar uzak olduklarını alt mesaj olarak verir ve onlara “Merak etmeyin, bizde bu farkı kapatacak ürünler var.” cümlesini fısıldar.
Özgüven insanı ne istediğini, hatta daha da önemlisi ne istemediğini bilmeye taşır. Güzellik sektörü ne istemediğinizi size unutturarak ne isteyebileceklerinizi size gösterme çabasındadır. İnsan özgüveniyle ters orantılı olarak kendisiyle “oynar”. Kıtlık ve eksiklik hisleri insanları birbirinin önüne geçmeye teşvik eden en temel içgüdüdür ve geniş anlamıyla güzellik sektörü artılardan çok eksilerin üzerinde yükselir.
Son olarak Erdinç Bey, oldukça özgün ve ülkemizde çok fazla ele alınmamış bir alana cesurca eğildiniz. Okurlarınız, bu kitabın devamı niteliğinde ya da farklı bir konuda yeni eserler beklemeli mi? Şu sıralar üzerinde çalıştığınız yeni bir kitap ya da proje var mı?
Öncelikle yayınevinizin kitabıma teveccühü için başta Yılmaz Bey olarak tüm ekibinize teşekkür ederim. Bu eserin dünyada çok ilgi çekeceğinden ve okunacağından eminim. Dolayısıyla öncelikle kitabımı İngilizce ve Fransızca olarak da çıkarmayı düşünüyorum. Sonrasında parfüm alanına yoğunlaşarak interaktif bir koçluk kitabı çıkarmayı isterim.
Erdinç Bey, değerli görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederiz. Kişisel Uyum Atlası, yalnızca güzellik, stil ve koku üzerine hazırlanmış bir rehber değil; farklı disiplinleri ortak bir bakış açısıyla buluşturan, okurunu düşünmeye ve kendisini yeniden keşfetmeye davet eden özgün bir çalışma olmuş. Bu kıymetli eserin, hem sektör profesyonellerine hem de kişisel gelişim ve estetik üzerine düşünen okurlara önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. Okurlarınız bol olsun.
Çok teşekkür ederim.
Leave a Reply