Söyleşi: Aslı Kemal GÜRBEY
“Kızımla Yolculuğumuz”, Hülya Dülge’nin kaleminden çıkan; annelik, kabulleniş ve koşulsuz sevginin en yalın ve en sarsıcı hâlini anlatan güçlü bir yaşam anlatısıdır. Down sendromlu bir çocukla hayata tutunmaya çalışan bir annenin iç dünyasını, kırılmalarını, yalnızlığını ve yeniden ayağa kalkma iradesini sahici bir dille okura sunar. Bu eser, yalnızca bir annenin hikâyesi değil; aynı zamanda toplumun önyargılarına, aile içi kırılmalara ve insanın kendi içindeki mücadeleye tutulmuş bir aynadır. Her sayfasında okuyucuyu duygusal bir yüzleşmeye davet eden kitap, “engel” kavramını yeniden düşünmeye zorlar. Köklü bir yayınevi olan Kalan Basım Yayım Dağıtım etiketiyle yayımlanan bu kıymetli eser, edebiyat ile hayatın kesiştiği noktada duran, okuru hem yaralayan hem iyileştiren nadir metinlerden biridir.
Merhaba Sayın Dülge, eserinizi beğenerek okudum. İlk olarak sizi tanımakla başlamak isterim. Hülya Dülge kimdir?
Hülya Dülge; öğrenmeyi seven, amatör olarak karakalem çizimler yapan (doğuştan gelen bir yetenekten ziyade yoğun çalışmanın ürünü olarak), ahlaki değerlere önem veren ve manevi yönü güçlü bir bireydir. İnsanî ilişkilerde hassas ve seçici bir tutum sergiler. Öğrencilik yıllarını süsleyen üniversite hayalini, iki çocuk annesi olduktan sonra gerçekleştirerek Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Büro Yönetimi ve Yönetici Asistanlığı bölümünden başarıyla mezun olmuştur. Çok sayıda kişisel gelişim eğitimi almış; astroloji, tarih, felsefe, psikoloji ve sosyoloji alanlarına ilgi duymaktadır. Hayatını mantık çerçevesinde şekillendirmeye çalışan Hülya Dülge, öğrenme ve kendini geliştirme motivasyonunu sürekli canlı tutan bir kişiliğe sahiptir.
Hülya Hanım, ilk kitabınızla okur karşısına çıkıyorsunuz; sürecin sizin için hem heyecan hem de bir tür yüzleşme içerdiğini tahmin etmek zor değil. Bu noktada iki sorum olacak:
1) Kendi hayatınızdan böylesine derin ve kişisel bir hikâyeyi herkesle paylaşmaya ne zaman ve nasıl karar verdiniz?
2) Kitabınız raflarda yerini aldıktan ve sizin elinize ulaştıktan sonra neler hissettiniz?
- İç sesimin rehberliğinde yolumu bulmak ve aydınlatmak için verdiğim mücadelenin, ihtiyaç duyan insanlara ilham kaynağı olmasını istedim. Kitabı okuyanların yolculuğu farklı olabilir; ancak başarıya giden yolun özü ortaktır.
- Kalan Yayınevi editörleri tarafından incelendikten sonra, kitabın taslağı son kez tarafıma gönderildiğinde tarifsiz bir heyecan yaşadım. Uzun zamandır hayalini kurduğum bir hedef gerçeğe dönüştü. Bundan sonrasının ne getireceğini merakla bekliyorum. Hayalimin gerçeğe dönüşmesinde emeği geçen Kalan Yayınevi’ne teşekkür ederim.
“Kızımla Yolculuğumuz” isimli eseriniz 152 sayfa. Okuması rahat, akıcı ve keyifli. Doğum sahnesinden itibaren kurduğunuz anlatı dili oldukça yalın ve bir o kadar sarsıcı. Bu noktada şunu merak ediyorum: Yazmak konusunda herhangi bir eğitim aldınız mı, yoksa tamamen kendi deneyiminizle mi geliştirdiniz?
Herhangi bir eğitim almadım ama eğitimini almayı isterim. Kişisel deneyimim.
“Sevgi bazen insanın gardiyanı olabilir” düşüncesini kitapta oldukça çarpıcı ve derinlikli bir şekilde işliyorsunuz. Okurlarımız için bunun ne demek olduğunu açarsanız iyi olur kanaatindeyim.
“Sevgi bazen insanın gardiyanı olabilir.” Sevgi duygusu her zaman mutluluk getirmez. Sizi mutlu etmeyen, huzursuz eden bir duyguyu bırakmadığınızda ya da duygularınızı yönetemediğinizde, işte o anda gardiyanınız görevine başlamış olur. Sonra, aslında demir parmaklıkları olmayan bir yerde bulunduğunuzun farkına varırsınız; fakat yine de gidemezsiniz. Sizi o duyguyu terk etmekten alıkoyan ya da size yasak koyan kimse yoktur. Buna rağmen, ısrarla orada kalmayı seçersiniz. Kendinizi kısıtlayan kişi olmak istemiyorsanız, bırakmayı ve gitmeyi bilmelisiniz.
Hülya Hanım, toplumda Down sendromuna yönelik önyargı ve yanlış kabullerin, hem çocukların hem de ailelerin yaşamını derinden etkilediğini biliyoruz. Ancak bu süreci bizzat deneyimlemiş biri olarak sizin tanıklığınızın çok daha aydınlatıcı olacağına inanıyoruz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Toplumda yalnızca özel çocuklara karşı değil, tüm canlılara ve olaylara yönelik önyargı ve yanlış tutumlar söz konusudur. Oysa her bireyin kendine özgü ve özel olduğunu kabul etmek gerekir. Özel bireyi olan ailelere en önemli önerim, toplumun bir parçası olduklarını unutmamalarıdır. Çünkü bu çocukların dünyasında çıkar, menfaat ya da kötülük yoktur; onların dünyasında yalnızca saf sevgi vardır. İyileşmek, bu saf sevgiyle mümkündür. Mutlu olun.
Down sendromlu bireylerin toplum içinde daha görünür, kabul gören ve aktif bireyler haline gelebilmesi için eğitimden sosyal yaşama kadar hangi yapısal değişimlerin yapılması gerektiğine inanıyorsunuz?
Özel bir bireye sahipseniz, doğal olarak siz de özel bir ebeveyn olursunuz. Ancak bu, kolay bir ebeveynlik değildir. Öncelikle aile, özel bireyin varlığını kabullenmeli ve kendi önyargılarını aşmalıdır. Ailenin özel bireye yönelik bakış açısı ve sergilediği davranış biçimi, zamanla toplumun tutumunu da şekillendirir. İsteyenler Kızımla Yolculuğum kitabını okuyabilirler.
Paylaşmak istemezseniz saygı duyarım ama yine de sormak isterim. Kızınızla ilişkinizde en özel anınız hangisidir, bizimle paylaşmak ister misiniz?
28 yıllık yolculuğumuzda çektiğim çile de, sevinç de özeldi. Kendisi de özel…
Kitabınız, benzer durumları yaşayan aileler için yalnızca bir anlatı değil, aynı zamanda güçlü bir rehber niteliği taşıyor. Bu zorlu süreçten geçen anne ve babalara, ilk şok, kabullenme, yalnızlık ve mücadele aşamalarında yol gösterecek en temel mesajınız ne olurdu? Özellikle umutsuzluğa kapıldıkları anlarda onlara tutunabilecekleri nasıl bir bakış açısı önerirsiniz?
Özel bireyi olan ailelere tek bir önerim var: Eğer nefes alabiliyorsa, her şey mümkündür. Olumsuz düşünceler yerine olumlu düşünceleri koymayı seçebilirler. “+1 farkla” dünyaya gelmiş olsalar bile, onların da duyguları olduğunu, anlayabildiklerini ve düşünebildiklerini unutmamak gerekir. Şöyle düşünebilirler: Sıradan bir hayatınız vardı; şimdi ise, kromozom fazlası bir bireyin size sunduğu özel bir hayatınız olacak. Monoton yaşamınız renklenecek, sıkılmaya vakit bulamayacaksınız. Bildiklerinizi yeniden sorgulayacak, özel çocuğunuzla birlikte hayatı baştan öğrenecek ve yeni bir yaşamı birlikte inşa edeceksiniz. Güzel değil mi? Küçük bir örnek vermek gerekirse: Başarılı bir öğrencinin üniversite kazanması görece kolaydır; çünkü ortada zaten mevcut bir altyapı ve başarı vardır. Asıl önemli olan, başarı düzeyi düşük bir öğrenciyi üniversiteye kazandırabilmektir. Çünkü burada yoğun bir öğretme ve öğrenme çabası söz konusudur. İşte bunu başardığınızda, kendinizi adeta Nobel Ödülü almış gibi hissedersiniz.
En sevdiğiniz 5 yazar ve 5 eser ismi sorsam yanıtınız ne olurdu?
- İhanet Noktası – Dan Brown
- Sokrates’in Savunması – Platon
- Düşünen Bir Yürek – Susanna Tamaro
- İnsan Ne ile Yaşar – Lev Tolstoy
- Dinle Küçük Adam – Wilhelm Reich
Hülya Hanım, kaleminizin samimiyeti ve anlatımınızdaki içtenlik okurda derin bir iz bırakıyor. Bu güçlü anlatım dilinizin yeni eserlerle devam etmesini şahsen ben isterim. Kitabı okuyanların da bana hak vereceğine inanıyorum. Okurlarınızı yeniden etkileyici bir hikâyeyle buluşturmayı düşünüyor musunuz; başka bir ifadeyle sizden yeni bir kitap çalışması bekleyelim mi?
Yıllardır tuttuğum defterlerim ve yerel gazetede yayınlanan yazılarımı da kitaplaştırmak istiyorum.
Vakit ayırıp sorularımı yanıtladığınız için teşekkür ederim. Eserinizin yolculuğu uzun ve ilham verici olsun.
Leave a Reply