Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey
Korona Günleri (Öyküler) ve Tacın İncisi, İbrahim Erkan Manavoğlu imzasıyla, köklü bir yayınevi olan Kalan Yayınları tarafından bu hafta basıldı ve okurlarla buluştu. Manavoğlu, Korona Günleri’nde pandemi döneminin toplumsal kırılmalarını, yoksulluk ve çaresizlik içindeki bireylerin hikâyeleri üzerinden çarpıcı bir gerçekçilikle aktarırken (“Aylâkçı sonunda kendini öldürdü. Bu onun acıklı hikâyesidir.”), diğer yandan Tacın İncisi’nde tarih, siyaset ve mizahı iç içe geçirerek ironik ve eleştirel bir dil kurar. Kıbrıs’ın tarihsel arka planı, gündelik hayatın trajikomik ayrıntıları ve insanın varoluş mücadelesi bu iki kitapta ortak bir damarda birleşirken, yazarın hem tanıklığa dayalı birikimi hem de gözlem gücü metinlere sahici bir derinlik kazandırır ve Türk okuruna hem düşündüren hem de zaman zaman sarsan çok katmanlı bir okuma deneyimi sunar. Bugün kıymetli bir yazarla, İbrahim Erkan Manavoğlu ile söyleşi yaptık. Buyrun söyleşimize.
Yeni kitabınız hayırlı olsun İbrahim Bey. Sanırım eserlerinizi ilk okuyanlardan biriyim. Eserlerinizde hem trajedi hem de ironi güçlü şekilde var. Sanırım bu da eserleri soluksuz okumama vesile oldu. Söyleşimize sizi tanıtarak başlamak istiyorum. İbrahim Erkan Manavoğlu kimdir?
İbrahim Erkan Manavoğlu, 1946 yılında Kıbrıs’ın Leymosun Kasabası’nda doğdu. İlk ve orta öğrenimini orada tamamladı. 1963 yılında ODTÜ Elektrik Mühendisliği bölümünü kazandı. Hazırlık sınıfında okurken eğitimine ara verip beş yüz öğrenci arkadaşıyla birlikte Rum ve Yunan saldırganlarına karşı Türk halkını kollamak ve bir köprübaşı kurmak için Erenköy Cephesi’ne çıktı. 1966 yılında döndüğü üniversiteden 1971 yılında Yüksek Elektrik Mühendisi olarak mezun oldu. Türkiye elektrik enerjisi sektöründe 33 yıldan fazla üst düzey görevlerde bulundu. Evli ve bir kız babasıdır. Yayımlanmış üç kitabından başka academia.edu’da Kıbrıs Türk ağızlarıyla ilgili 21 makalesi yayımlamıştır. Yayıma hazır çalışmaları arasında Korona Günlükleri II – Korona Şiirleri, Kıbrıs Türk Çocuk Oyun Kültürü, Kıbrıs Türk Ağızlarının Etimolojik Sözlüğü ve Toplu Şiirler bulunmaktadır.
İbrahim Bey, Korona Günleri (Öyküler) (132 sayfa) ve Tacın İncisi (208 sayfa) isimli eserlerinizi beğenerek okudum. Kanaatimce her eser, ya toplumsal ya da kişisel bir ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkar; sebepsiz yazılan hiçbir metin yoktur. Aynı şekilde her yazarın da kalemi eline alırken bilinçli ya da sezgisel bir yönelimi, bir derdi, bir amacı bulunduğuna inanıyorum. Bu çerçevede sormak istiyorum. Siz niçin yazıyorsunuz, başka bir deyişle sizi yazmaya iten temel motivasyon nedir?
Yazmak, nefes almak gibidir. Söyleyecek bir şeyleriniz varsa, sizi söylemeye zorlar. Deneyimlerinizi etrafınızdakilerle paylaşmak istersiniz.
Eserlerinizde dikkat çeken yer yer konuşma diline yaklaşan anlatım ile birlikte, toplumsal, tarihsel ve kültürel kavramların iç içe geçtiği çok katmanlı bir dil kullanıyorsunuz. Dili ve kavramları bu kadar ustaca kullanan yazarların sayısının giderek azaldığını söyleyebilirim. Daha önce Sekiz Mevsim Erenköy (şiir), Ağabeyim Kara Mehmet (roman), Kıbrıs’tan Çağatay Geçti (anı) gibi eserleri de kaleme almış birisiniz. Bu da gösteriyor ki yazmakla, okumakla aranız iyi. Üretken bir yazar olarak size sormak isterim:
1) Ne zamandan beri yazıyorsunuz?
2) Yazmak konusunda herhangi bir eğitim aldınız mı, yoksa tamamen kendi deneyiminizle mi geliştirdiniz?
- Lisedeyken sınıf gazetesinde ve okul yıllıklarında şiir ve öykülerim yayımlandı. Şiirden hiç kopmamakla birlikte yoğun iş yaşamım yüzünden yazmaya 1997 sonrasında başladım diyebilirim.
- Lisede yazdığımız ciddi kompozisyonlar ve her sömestre yaptığımız en az iki roman tahlilini saymazsanız, yazarlık konusunda herhangi bir eğitim almadım. Eskiler, yazmadan önce 40 yıl tetebbu etmeli derlerdi. Ben de çok okudum. Elli yaşıma kadar Batı ve Türk edebiyatı ile ilgilendim; altmış beş yaşıma kadar da Doğu edebiyatı ile Osmanlı tarihini ve edebiyatını araştırıp okudum. En sonunda ise Kıbrıs Türk ağızları, folkloru ve edebiyatını okuyup döngüyü tamamladım.
Her insanın edebiyatı ve yazarlığı tanımlama biçimi farklıdır; kimine göre yazar, duygulara tercüman olan biridir, kimine göre topluma ayna tutan ya da değişimi tetikleyen bir düşünürdür. Peki, sizce yazar kimdir, onun en temel sorumluluğu nedir ve iyi bir yazarı diğerlerinden ayıran asıl özellik ne olmalıdır?
Yazar, sadece duygulara tercüman olmakla kalmaz, okurun zihninde hayaller kurdururken aynı zamanda topluma ayna tutup olayları farklı açılardan açıklayarak farkındalık yaratabilir. Yazar her şeyden önce okuruna karşı dürüst olmalı, kendi penceresini açarak okuyucuyu içeriye davet eden samimi ve özgün bir üslup geliştirebilmelidir.
Korona Günleri’nde pandemiyi yalnızca bir sağlık krizi olarak değil, sınıfsal kırılmaların görünür hale geldiği bir toplumsal laboratuvar olarak ele alırken; Tacın İncisi’nde tarihsel olayları mizah ve ironiyle yeniden kurgulayarak kolektif hafızaya farklı bir bakış sunuyorsunuz. Bu iki yaklaşımı birlikte düşündüğümüzde, eserlerinizde iç içe ilerleyen gelenek, modernite ve bireysel kırılganlık temalarını bir ahenk içinde sunmanın kolay bir iş olmadığını, bu eserleri tamamlamak için bir hayli zaman ve emek harcadığınızı düşünüyorum. Neler söylemek istersiniz?
Korona Günlükleri aslında iki cilttir. İkinci ciltte Korona Şiirleri yer alır. Günlükleri bizzat pandemiyi yaşarken yazdım. Konularını bazen kendimden, bazen çevremden, bazen de gazete haberlerinden çıkardım. Tacın İncisi’ndeki öykülere gelince, çoğu pandemiden çok çok önce yazılmıştır. Doğrudur, öznel coğrafyanızın arkeolojik kazısı hayli zaman ve emek ister.
“Aylâkçı sonunda kendini öldürdü. Bu onun acıklı hikâyesidir.” cümlesiyle başlayan öykü, daha ilk satırda okuru sert bir gerçekle yüzleştiriyor. İlerleyen sayfalarda “Aylâkçı’nın intiharı onu görünür kıldı” ifadesini oldukça sarsıcı buldum. Sizce günümüz toplumunda görünür olmak için uç noktalara mı gelmek gerekiyor?
Aslında bana bu öyküyü yazdıran bir gazete haberi olmuştu. Genç bir anneyle baba, sefaletin doğurduğu çaresizlik yüzünden bebeklerine bakamadıkları için intihar etmişlerdi. İçimde çok büyük bir öfke hissetmiştim. Bu öykü ile amacım, görülme ihtiyacının ya da görülememenin ne kadar tehlikeli ve acı verici bir noktaya evrilebileceği konusunda, görmeyen gözlere ve duymayan kulaklara bir çağrı yapmaktı. İşe yaramasını umarım!
İbrahim Bey, Türk öykücülüğünün son yıllarda giderek daha “benzer” ve daha “aşina” bir çizgiye kaydığı yönünde eleştiriler var. Sizce çağdaş Türk öykücülüğü gerçekten bir tekrar ve konfor alanına mı sıkıştı, yoksa bu eleştiriler abartılı mı?
Türk öykücülüğünün tekrar veya konfor alanına sıkıştığı eleştirileri biraz abartılıdır. 2000 sonrası Türk öykücülüğü, taşradan kente, bireysel travmalardan toplumsal eleştiriye geniş bir yelpazede, özellikle anlatım tekniklerindeki ustalıkla dikkat çeken dinamik bir yapı arz etmektedir. Bu kuşaktan aklıma ilk gelen öykücüler: Ayfer Tunç, Murathan Mungan, Hikmet Temel Akarsu, Adnan Gerger, Faruk Duman, Kâmil Erdem, Sibel K. Türker ve Yekta Kopan’dır.
Türk edebiyatında size ilham veren 5 yazar ve 5 eser ismini sorsak yanıtınız ne olurdu?
Sorunuzun cevabı Sofi’nin seçimi gibi çok zor. Haksızlık yapmış olacağım nice yazarımızdan özür dilerim.
- Halid Ziya Uşaklıgil – Aşk-ı Memnu / Mai ve Siyah
- Reşat Nuri Güntekin – Çalıkuşu / Acımak
- Ahmet Hamdi Tanpınar – Huzur / Saatleri Ayarlama Enstitüsü
- Oğuz Atay – Tutunamayanlar / Korkuyu Beklerken
- Yaşar Kemal – İnce Memed / Demirciler Cinayeti
Söyleşi yaptığım yazarlara şu soruyu soruyorum. Çünkü sosyal medya gerçekliği, dijitalleşen, yapay zekâlaşan bir gelecek içinde yaşıyoruz. O soru da şu: Şiirin gelecekte hiçbir karşılığının kalmayacağını, hatta edebiyatın bile tamamen ortadan kalkacağını savunanlar var. Bu fikre katılır mısınız?
Katılmam mümkün değil. Öyle bir şey olsa “yaşamayız”, ancak “hayatta kalmış oluruz”. Edebiyattan yoksun kalmak, zihinsel ve duygusal bir kuraklığa yol açar. Düşünmeyi, anlamayı ve empati kurmayı unuturuz. Yaşamımız anlatısız bir anlatıdan ibaret kalır. Yaşamın anlamı kalmaz, renksiz bir resme dönüşür.
İbrahim Bey, her iki eseri okuduğum için mutluyum. İki eser de şimdiden beğendiğim eserler arasına girdi. Çalışmalarınızın başarıyla devam etmesini temenni eder, bundan sonraki üretimlerinizde kolaylıklar ve ilham dolu süreçler dilerim.
Aslı Hanım, ben size çok teşekkür ederim.
Leave a Reply