Levent Güzel: “Şair duygulara tercüman olan, içindeki ocağı her daim tüttürmeyi bilen kişidir.”

Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey

Yürek Buzları“, Levent Güzel’in kaleminden çıkan, duygusal ve içsel yolculuğu anlatan şiirlerden oluşan kısa ve etkileyici bir eser. Kaybetme, aşk, sevgi, özlem, umutsuzluk gibi temalara değinen bu şiirler, yazarın yaşamındaki deneyimlerini ve duygularını samimiyetle yansıtıyor. Köklü bir yayınevi olan Kalan Yayınları etiketiyle basılıp bu hafta raflardaki yerini alan Güzel’in şiir kitabıyla ilgili söyleşimize başlıyoruz.

Merhaba Levent Bey. Yeni çıkan eseriniz için sizi tebrik ederim. Şiirlerinizi beğenerek okudum. Okuyanların da beğeneceğini düşünüyorum. Sizin kim olduğunu okurlarımıza tanıtarak başlamak isterim?  

Merhaba. Çok teşekkür ederim. Sağ olun. Öncelikle eserimi basıp yayınlayan ve bu mutluluğu Bana yaşatan tüm “Kalan Yayınları” ailesine çok teşekkür ederim.  Adım, Levent Güzel. 1981 Bitlis/Tatvan doğumluyum. Serebral Palsi (SP)’li olarak dünyaya geldim. Çok zor şartlarda büyüdüm. Hatta Doktorlar bana, yaşama ihtimali bile vermiyorlardı. 7 yaşıma kadar hiç yürüyemedim. 7 yaşımdan sonra yürümeye başladım. Çok uzun bir tedavi sürecim oldu ve bu süreç, hâlâ da devam ediyor. Çocukken hiç okula gidemedim, o dönemde imkânlar çok kısıtlıydı, hele ki Tatvan gibi küçük bir yerde… Okumayı; evde, annemin yardımıyla öğrendim. 20 yaşımdan sonra eğitim hayatıma başladım. İlkokul, ortaokul, liseyi açıktan okudum ve sonrasında sınavlara girerek, Anadolu Üniversitesi, Açıköğretim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldum. Şiire olan ilgimden dolayı bu bölümü tercih ettim. Çok sabırlı, azimli ve mücadeleci bir kişiliğe sahibim. Her türlü zorluğa rağmen işte buradayım.

Yürek Buzları başlığı, hem bireysel hem de toplumsal düzlemde güçlü çağrışımlar barındırıyor. Bu başlığı seçerken hangi anlam katmanlarını özellikle öne çıkarmak istediniz?

Bu başlığın anlamı benim için çok büyük aslında… Hatta, kitaba da eklediğim bir deneme yazım vardı. Şimdi o yazının kısa bir özetini sizlerle paylaşmak isterim. Yazının özeti şöyle: “Tatvan’ın o meşhur, sert kışı dışarıda hüküm sürerken ben bir SP’li olarak penceremden Van Gölü’nün o mağrur maviliğine bakıyorum. Evet, dışarısı buz kesmiş durumda, yollar yürümemi zorlaştırıyor, adımlarımı kısıtlıyor olabilir. Ama biliyorsunuz, ben bir edebiyatçıyım; adımlarımın durduğu yerde kalemim ve zihnim asıl özgürlüğüne kavuşuyor. 43 yıllık hayat yolculuğumda şunu öğrendim: Dışarıdaki iklim ne kadar sert olursa olsun, asıl mesele o içimizdeki ocağı tüttürmek. Bir dost selamıyla ya da bir sayfa kitabın sıcaklığıyla o yürekteki buzları eritmek mümkün. Serebral Palsi (SP) ile yaşayan biri olarak şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki; fiziksel engeller, kelimelerin o devasa gücü karşısında tıpkı bahar güneşi görmüş kar gibi eriyip gidiyor. Benim için bu kış sadece soğuk bir mevsim değil, kelimelerimle kendi dünyamı ısıtma vakti. Tıpkı Van Gölü gibi; kıyılarım buz tutsa da derinlerimde o kadim sıcaklığı her daim taşıyorum.” Bu yazıdan esinlenerek, editör arkadaşlarla beraber bu ismi koymaya karar verdik.

62 sayfa olan eserinizde 46 şiir bulunuyor. Duygu yaraları, yalnızlık, sevgi, ayrılık, özlem hemen her şiirde oldukça çarpıcı ve duygulu dizelerle başarılı şekilde anlatılmış.  Şiir serüveniniz ne zaman başladı ve bu yolculukta şiire dair herhangi bir eğitim aldınız mı, yoksa daha çok kişisel bir birikimin ve deneyimin sonucu mu?

Şiire başladığımda hiçbir eğitimim ve hiçbir deneyimim yoktu. Bu konuda hiçbir eğitim almadım. Sadece kitaplardan okuduklarım Bana yetiyordu. Ta ki üniversite dönemime kadar. İnsanlar; dertlerini, sıkıntılarını, kederlerini ya sözlü olarak ya da yazılı olarak anlatma ihtiyacı duyar. Bu, bazen bir aile güveni, Bazen bir dost kulağı, bazen bir arkadaş yüreği… Ya da bazen bir kâğıt kalem, bazen birkaç satır roman, bazen de yaşanmış bir hikâye… Ben de durumumdan dolayı, lirik bir kişiliğe sahip olduğum için, böyle bir yolu seçtim. Ancak şiirlerle içimde biriken duyguları dile getirebiliyorum.

Şiirlerinizde melankoli oldukça baskın; özellikle “Ziyan Olmuş Bir Aşk”, “İdama Mahkûm Bir Sevda” isimli şiirlerinizde bu ağırlık hissediliyor. Aşkı neden bir ‘ziyan oluş’ veya ‘mahkûmiyet’ üzerinden tanımlıyorsunuz?

Konuyu kendi bakış açımdan değerlendiriyorum çünkü. Şiirler, şairin kendi iç dünyasını ele alır her zaman. Hayata 1-0…  hatta 2-0 yenik başlayan biri olaraktan, her ne kadar gözlerimde umut ışığı olsa da, içimde hep buruk bir acı kaldı. Yapmak isteyip de yapamadıklarım, yaşamak isteyip de yaşayamadıklarım… Durum böyle olunca, ister istemez şiire bir yansıma olarak kalıyor.

Levent Bey, her şair, bir iç çağrının izini sürer; edebi eserler de çoğu zaman bu derinden gelen çağrının yankısı olarak doğar. Siz  “şiirlerinizi” yazarken neyin peşine düştünüz; sizi masaya oturtan, kelimelerle baş başa bırakan o iç çağrıyı nasıl tarif edersiniz?

Beni o masaya oturtan asıl çağrı, fiziksel sınırların ötesindeki mutlak özgürlüğü bulma arzusudur. Serebral Palsi (SP) ile dünyaya gelmiş, doktorların yaşama ihtimali dahi vermediği bir çocuk olarak, adımlarımın kısıtlandığı yerde zihnimi ve kalemimi özgür bırakmanın peşine düştüm. Bu çağrı, aslında içimde biriken o sessiz çığlığı anlamlı bir sese dönüştürme gayretidir. 7 yaşıma kadar hiç yürüyememiş olmanın verdiği durgunluk, ya da okula gidemediğim yıllarda, penceremden izlediğim hayatı, gençlik yıllarımın başımda estirdiği kavak yellerinin bende yarattığı eksikliği kelimelerle tamamlamaya çalıştım.  Masaya oturduğumda, sadece bir şair olarak değil, her türlü zorluğa rağmen “işte buradayım” diyen bir mücadeleci olarak kağıda eğiliyorum. Şiir yazmak benim için bir tercihten ziyade, lirik bir kişilikle hayata tutunma biçimi; içimde biriken o yoğun duyguları tahliye etmenin tek yolu. Kısacası o iç çağrı, bedenimin sustuğu noktada ruhumun konuşmaya başlama zorunluluğudur

Geçmiş dönem şairlerine baktığımızda, şiirin çoğu zaman içsel bir zorunlulukla, hayatla ve hakikatle doğrudan temas hâlinde yazıldığını; şairin görünür olmaktan çok sözüne sadık kalmayı öncelediğini görüyoruz. Günümüz şairleri ise dijital çağın hız, dolaşım ve popülerlik baskısı altında bambaşka bir edebî iklimde üretim yapıyor. Bu çerçevede sizden, geçmiş dönem şairleri ile bugünün şairlerini; şiirle kurdukları ilişki, estetik duruşları, zamanla ve okurla temas biçimleri açısından karşılaştırmanızı rica etsem neler söylersiniz?

Eskiden şiir, bir “bekleyiş” ve “demlenme” meselesiydi. Şairler görünür olmaktan ziyade, sözün haysiyetini korumayı ve hakikate temas etmeyi önemserlerdi. Bugün ise dijital çağın getirdiği hız ve popülerlik arzusu, şiiri maalesef tüketim nesnesine dönüştürebiliyor. Kendi adıma, 20 yaşımdan sonra başladığım eğitim hayatımda sabrı ve azmi öğrendim. Benim için şiir, sosyal medyadaki bir “beğeni” sayısından çok daha öte; tıpkı eski ustalarda olduğu gibi, hayatla kurulan sarsılmaz ve derin bir bağdır.

Her insanın, iyi şairi tanımlama biçimi farklıdır; kimine göre şair, duygulara tercüman olan biridir, kimine göre şair topluma ayna tutan ya da değişimi tetikleyen bir düşünürdür. Peki, sizce 1) şiir nedir, şair kimdir, 2) onun en temel sorumluluğu nedir ve 3) iyi bir şairi  diğerlerinden ayıran asıl özellik ne olmalıdır?

1) Şiir, insanın en saf ve çıplak halidir; dile gelmeyen sancıların kağıda dökülmesidir. 2) Şair ise bu duygulara tercüman olan, içindeki ocağı her daim tüttürmeyi bilen kişidir. 3) Şairin en temel sorumluluğu samimiyettir. İyi bir şairi diğerlerinden ayıran asıl özellik, teknik ustalıktan ziyade, okuyucunun kalbindeki o “buzları” eritebilecek sıcaklığı yakalayabilmesidir.

Yükselen sosyal medya gerçekliği, dijitalleşen, yapay zekâlaşan bir gelecek içinde yaşıyoruz. Bu nedenle söyleşi yaptığım yazarlara şu soruyu soruyorum. O soru da şu: Edebi eserlerin gelecekte hiçbir karşılığının kalmayacağını, hatta edebiyatın bile tamamen ortadan kalkacağını savunanlar var. Bu fikre katılır mısınız?

Bu karamsar fikre asla katılmıyorum. Teknoloji ve yapay zekâ ne kadar ilerlerse ilerlesin, insan ruhunun derinliklerindeki o “buruk acıyı”, sevdayı ve mücadeleyi taklit edemez. Bir algoritma, imkânsızlıklar içinde okuma yazma öğrenen birinin azmini veya bir ayrılığın kalpte bıraktığı gerçek yarayı hissederek yazamaz. İnsan duyguları var olduğu sürece, o duyguların en asil ifadesi olan edebiyat da her zaman bir karşılık bulacaktır.

Hemen her şairin yazı yolculuğunda, dilini, bakışını ve estetik yönelimini besleyen; kimi zaman bir cümlesiyle, kimi zaman bir imgesiyle iz bırakan başka şairler oluyor. Okuma deneyimi çoğu zaman yazının gizli öğretmenidir. Bu bağlamda sormak isterim: Levent Güzel’i etkileyen şairler ve eserler hangileri oldu?

Okuma serüvenim, penceremden dışarıyı izlemek zorunda kaldığım o sessiz çocukluk yıllarımda benim en büyük sığınağım oldu. Bu yolculukta ruhuma en çok dokunan ve kalemime adeta gizli bir öğretmenlik yapan isim kuşkusuz Ahmed Arif’tir. Onun “Hasretinden Prangalar Eskittim”deki o sarsılmaz duruşu, Anadolu’nun ve bu coğrafyanın Tatvan’ın, kokusunu taşıyan gür sesi, benim de içimdeki lirik damarı besledi. Ahmed Arif’in o hem sert hem de çok merhametli olan söyleyiş tarzı, hayata 2-0 yenik başlamış bir ruhun nasıl büyük bir dirençle ayağa kalkabileceğini öğretti bana. Onun “Hangi dağ efkârlıysa oradayız” diyen o içli sesi, benim “Yürek Buzları”ndaki kederimle ve umudumla çok erken yaşta tanıştı. Bununla birlikte, Cahit Sıtkı Tarancı’nın insan hayatının geçiciliğini ve her şeye rağmen yaşamanın güzelliğini anlatan o yalın dili, kendi fiziksel engellerimle barışmamda ve onları mısralara dökmemde rehberim oldu. Üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı okurken bu ustaların sadece tekniklerini değil, sözlerine olan sadakatlerini de örnek aldım. Benim şiirim, Ahmed Arif’in o tavizsiz samimiyeti ile kendi iç dünyamdaki melankolinin birleştiği noktada duruyor. Kısacası, bu toprağın acısını ve sevdasını en sahici haliyle anlatan kalemler, benim yazı yolculuğumun asıl mimarlarıdır.

Yayınlayacağınız yeni şiirler var mı? Varsa bir takvim verebilir misiniz?

Evet. Üzerinde çalıştığım birçok şiir var. Bazıları yarım bırakılmış, bazıları ise demlenmeyi bekliyor. Ayrıca şu an yazmakta olduğum bir romanım dahi var. Ama bunların gün yüzüne çıkması biraz zaman alabilir. Bunun için net bir tarihten söz etmek doğru olmaz.

Vakit ayırıp sorularımı yanıtladığınız için teşekkür ederim. Eserinizin yolculuğu uzun ve ilham verici olsun.   

Ben teşekkür ederim… Umarım güzel ve faydalı bir söyleşi olmuştur. Ve umarım azmin ve mücadelenin gücünü bir nebze de olsa gösterebilmişim… iyi çalışmalar.

1 Comment

  1. Değerli kardeşim Levent, mücadeleci ruhunun meyvesi olan bu eserinden dolayı seninle gurur duyuyoruz. Ben ve diğer arkadaşların olarak sürekli yanında olmaktan ve seni tanımaktan çok mutluyuz. Hislerini dile getirdiğin bu eseri henüz okuma fırsatım olmadı ama en kısa zamanda okuyacağıma emin olabilirsin. Yüreğini ve emeğini ortaya koyarak ortaya koyduğun bu çalışmanın çok değerli olduğuna inanıyorum. Yolun açık, kalemin güçlü olsun. Nice güzel eserlere

Abdullah Maltaş için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Your email address will not be published.


*