Levent Yazıcı: “Eyleme dönüşmeyen hiçbir hayal, gerçek bir sihire dönüşemez.”

Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey

Levent Yazıcı’nın kaleminden çıkan “Sihirli Değnek”, yaşamımızdaki görünmeyen ve fark edilmeden var olan sihirli anlar üzerinde derinlemesine bir düşünce ve farkındalık çağrısıdır. Köklü bir yayınevi olan Kalan Yayınları etiketi ile okuyucu ile buluşan kitap, sihir kavramını sadece fantastik bir güç olmanın ötesine taşıyarak, günlük yaşamda küçük ama anlamlı dönüşümlere dönüşen güçleri keşfetmeye teşvik ediyor. Cesaret, eylem ve farkındalık temelinde inşa edilen bu anlatım, okurlara kendi içlerindeki gizil güçleri fark etme ve kullanma yolunda ilham veriyor. Sihirli değneğin gerçek sırrı, şu anki bilincimiz ve içsel gücümüzdür. Bu önemli eseri ve ruhundaki derinlikleri sizinle buluşturmak için, yazarımızla gerçekleştireceğimiz bu özel söyleşide, sihri hayatımıza katma yollarını ve kişisel dönüşümün sınır tanımayan güçlerini konuştuk.

Merhaba Levent Bey. Yeni eseriniz hayırlı olsun. Okurlarımız için kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Öncelikle Aslı Hanım’a içtenlikle teşekkür etmek isterim. Neden mi? Çünkü kitapta okuyucuya neyi vermek istediğimi ve onların neleri fark etmelerini arzuladığımı son derece berrak ve etkileyici biçimde ortaya koymuşsunuz. Ben bir paragrafla özetlemeye çalışsam, yukarıdaki ifadeyi bu denli güçlü kuramazdım. Gerçekten harikasınız. 1978 yılında Hopa’da doğdum. Ailem o yıllarda Almanya’da yaşıyordu; altı yaşıma kadar orada kaldım. Daha sonra okul hayatım için abimle birlikte İzmir’e, amcamın yanına gönderildik. O sırada anne ve babam hâlâ Almanya’daydı. İki yıl sonra onlar da Türkiye’ye döndü ve İzmir’e yerleştik. Çocukluğum oldukça hareketli ve eğlenceli geçti. Kuzenlerimle birlikte büyüdüm diyebilirim. Hatta biraz da yaramaz, fırlama bir çocukluk dönemim oldu. Gençlik yıllarım ise aktif geçti; girişken, iletişimi güçlü, özgüveni yerinde, saygılı ve anın tadını çıkaran biriydim. Hâlen de kendimi bu şekilde tanımlarım. Karadeniz Teknik Üniversitesi Ordu Meslek Yüksekokulu Otomotiv bölümünde eğitim aldım. Bu dönemde ve lise son sınıfta bir süre barda çalıştım. Barmenlik işini severek yapıyordum. Okul bittikten sonra da bir süre bu mesleğe devam ettim. Ardından askerlik hizmetimi Ordu Orduevi’nde tamamladım. Askerlik sonrası, 25 yaşımda âşık olarak evlendim; hatta biraz da cesur davranıp kaçarak evlendik. Beş yıl sonra kızım Buse dünyaya geldi. 2016 yılında evliliğimiz sona erdi. Bu süreçte Anadolu Üniversitesi İşletme bölümünü bitirdim. İlerleyen yıllarda ise Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Uluslararası Ticaret ve Finansman alanında yüksek lisansımı tamamladım. 2008 yılında ilaç sektöründe mümessil (ilaç tanıtım elemanı) olarak çalışmaya başladım. Hâlen ilaç sektöründe bölge yöneticisi olarak görev yapıyorum. Profesyonel yüzücüyüm; açık su yüzme yarışlarına katılıyor, ayrıca çeşitli etkinlikler düzenliyorum. Bu etkinlikler openwaterturkey adlı Instagram sayfası üzerinden tanıtılmaktadır. Aynı zamanda koşuyor ve koşu yarışlarına da katılıyorum. Kişisel gelişim, özel ilgi alanlarımdan biridir. Bu alanda çok sayıda eser okumakla kalmadım; öğrendiklerimi hayatıma da entegre ettim. İki seviye koçluk eğitimini ve NLP eğitimlerini tamamladım. Ayrıca MEB onaylı direksiyon eğitmeniyim. Düzenli kan bağışçısıyım; Kızılay’a bugüne kadar 35 kez kan bağışında bulundum ve bunu herkese gönülden tavsiye ediyorum.

“Kitabınızın ön sözünde etkileyici bir tespitiniz var: ‘Sihir aslında göremediğiniz değil, gördüğünüzdür; belki de fark etmediğinizdir. Hayatımızda çokça gerçekleşen sihirler var.’ Bu cümleyle, alışılagelmiş ‘sihir’ kavramını farklı bir açıdan bakmış olduğunuzu gösteriyorsunuz. Gözümüzün önünde duran ama bakıp da göremediğimiz bu sihirleri biraz açar mısınız?

Çok güzel bir soru, teşekkür ederim. Aslında hayatımızda pek çok “sihirli” an yaşanıyor; ancak çoğu zaman bunların farkına varmıyoruz. Bu kitapta asıl amacım, okuyucunun farkındalık kazanmasını ve bu anları görebilmesini sağlamak. Kitabı okuyan ve onu gerçekten içselleştiren biri, anlatılmak isteneni çok net biçimde kavrayacaktır. Bir kulübe hayal ettiğinizi düşünün. Elinize baltayı alıyor, evin arkasındaki kerestelerle çalışmaya başlıyorsunuz. İki ay sonra kulübe tamamlanıyor. Eğer bu kulübe bir anda, tek bir saniyede ortaya çıksaydı, alışıldık dilde buna “sihir” derdik. Ama iki ay sürdüğü için bunu hayatın olağan akışı olarak kabul ediyoruz. Oysa bu da bir sihir. Elinize aldığınız o balta ise sizin sihirli değneğiniz. Yani istemek ve eyleme geçmek… İşte sihir tam olarak burada başlıyor. Çok üzgün, morali bozuk bir arkadaşınızı düşünün. Samimiyetle yanına gidip ona sarılıyor, gözlerinin içine bakarak gülümsüyorsunuz. Bir bakıyorsunuz, o da size gülümsüyor. Bu da bir sihir değil mi? Üstelik burada da bir eylem var. Bütün mesele, bu anları fark edebilmek. Ve bunu fark etmek, gerçekten harika bir şey.

Kitabınızda sihir kavramını geleneksel anlamların dışında, günlük yaşamın bir parçası haline getiriyorsunuz. Sihri sadece hayal gücü ve inanç meselesi olarak mı değerlendiriyorsunuz, yoksa daha derin, değiştirici bir güç olarak mı görüyorsunuz?

Aslı Hanım, sorularınız gerçekten harika. Soru sorma teknikleri üzerine iki kitap bitirdim ve bu alanda oldukça fazla pratik yaptım; buna rağmen sizden öğreneceklerim olduğunu hissediyorum. Benim için sihir, yalnızca hayal gücü ya da bir inanç kalıbı değildir. Sihri, tıpkı sizin de belirttiğiniz gibi, dönüştürücü bir güç olarak görüyorum. Ancak şunu da özellikle vurgulamak isterim: Hayal gücü ve inanç olmadan yeni sihirler ortaya çıkmaz; yeni keşifler, buluşlar, icatlar ve teknolojiler doğmaz. Bize düşen, sihrin bu dönüştürücü gücüne inanarak hayallerimizin peşinden gitmek ve cesaretle harekete geçmektir. Çünkü eyleme dönüşmeyen hiçbir hayal, gerçek bir sihire dönüşmez.

Kitabınızda “Cesaret” ve “Eylem” kavramlarını sık sık kullanıyorsunuz. İnsan yaşamı için bu iki unsuru önemli kılan nedir?

Hayatınıza cesaret ve eylem kavramlarını alın, onları gerçekten içselleştirin; yaşamınızın nasıl hızla değiştiğini çok kısa sürede göreceksiniz. Bunun en güçlü kanıtı, insanlık tarihinin kendisidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Fatih Sultan Mehmet, Büyük İskender, Albert Einstein, Alexander Graham Bell… Bu liste uzatılabilir. Bu isimlerin ortak özelliklerine baktığımızda, hayatlarının cesaret ve eylem kavramlarıyla bütünleştiğini görürüz. Cesaret, bizleri eyleme geçiren en güçlü motivasyon duygularından biridir. Korku, insanı eylemsizliğe sürüklerken; cesaret, harekete geçmemizi sağlayan muazzam bir enerji kaynağıdır.

Kitabınızda sevgi ve farkındalık kavramlarını sadece birer duygu olarak değil, hayatı değiştiren ‘güçlü sihirler’ olarak konumlandırıyorsunuz. Toplumumuzun genel panoramasında baktığımızda; bu sihirli güçleri kullanmakta ne kadar başarılıyız?

Evet, harika bir tespit daha; teşekkür ederim. Sevgi… Sevgi görülmez, dokunulmaz, duyulmaz ama hissedilir deriz; oysa sevgi hem görülür, hem duyulur, hem de dokunur. En güzeli ise şudur: Sevgi sonsuzdur. Tükenebilecek bir kaynağı yoktur. Bu yüzden paylaşılması bu kadar özel ve bu kadar güzeldir. Sevgi yalnızca aileye, arkadaşlara ya da eşlere verilen bir duygu değildir. Hiç tanımadığınız birine attığınız içten bir gülümseme, söylediğiniz güzel bir söz, bazen karşıdan karşıya geçerken birinin elinden tutmaktır. Tüm bunları bilmek, görmek ve yaşatmak ise farkındalıktır. İşte bu nedenle farkındalıklar son derece önemlidir. Unutmayalım ki: “Bireysel farkındalık, toplumsal fayda sağlar.”Bunun yanı sıra, bireylerin kendi güçlerinin, karakterlerinin ve yetkinliklerinin farkında olmaları; aynı zamanda yaşadıkları anın, olayların ve durumların da farkındalığını artırır. Bu da görünmeyen sihirlerin görünür hâle gelmesine, toplumda var olan sihirlerin çoğalmasına katkı sağlar. Toplum olarak sihirli güçlerimizi kullanma konusunda zaman zaman zayıf, eksik ve çekingen davranıyoruz. Dilerim bu farkındalık artar. Çünkü her ne kadar bu alanda eksiklerimiz olsa da, var olan örnekler arasında gerçekten harika ve üst düzey olanlar da bulunuyor.

İnsanların içlerindeki gizil güçleri fark etmesi ve kullanması konusunda en büyük engeller sizce nelerdir? Bu engelleri aşmak için önerileriniz var mı?

Kitabımın teşekkür bölümünde şu cümleyi göreceksiniz: Bana ve fikirlerime değer veren, hayal kurmamı engellemeyen ve sıra dışı tartışmalarıma eşlik eden tüm arkadaşlarıma ve kuzenlerime teşekkür ederim.”İnsanların gizli güçlerini keşfetmesi, bunların farkına varması ve ortaya çıkarması gerçekten muhteşem. Ancak büyüdüğümüz ve yaşadığımız ortamdan o kadar çok etkileniyoruz ki, çoğu zaman en büyük engelleri ve duvarları içinde bulunduğumuz çevre örüyor. Bu konuda kendimi şanslı sayıyorum; fakat bunun yalnızca şans olmadığını da özellikle belirtmek isterim. Hayallerimi üretmeye ve paylaşmaya devam ettim. Bana gülenlere aldırmadım; yapılan yorumları dinledim ama özellikle pozitif olanlara daha fazla değer verdim. Dolayısıyla toplum ve çevre, çoğu zaman en büyük engeli oluşturabiliyor. Bunun yanında maddi yetersizlikler, fiziki koşullar, kültürel ya da bilimsel sınırlılıklar gibi başka engeller de elbette var. Engelleri aşmak için bazı önerilerim var ve dilerim okuyucularımız bunları dikkate alır: Gerçekten pozitif olun; yüzeysel ya da yapmacık değil, içten ve samimi bir pozitiflikten söz ediyorum. Size pozitif katkı sağlayan insanlarla iletişimde olun. Negatiften tamamen kaçamasanız bile, onun sizi etkilemesine izin vermeyin. Unutmayın, motivasyon iki türdür: iç motivasyon ve dış motivasyon. Asıl önemli olan iç motivasyonunuzu geliştirmek ve bunu güçlendirecek yöntemleri hayatınıza katmaktır. Değişim eylemle başlar. Davranışlarınızı değiştirin. En önemlisi gülümseyin ve dik durun. Kitapta Gandhi’nin bir sözü yer alıyor; bu söz benim için çok kıymetli. Ayrıca kendinize sloganlar belirleyin-pozitif sloganlar.
Mesela: Sadece başla.”

Teknoloji çağında yaşıyoruz. Günümüzde teknolojinin ve bilgi çağının bizlere sunduğu imkanlar, sihir kavramına nasıl bir anlam kazandırıyor? Bu gelişmeler sihrin doğasını ve gücünü nasıl etkiliyor?

Babam bugün 80 yaşında. Çocukluğunda akşamları gaz lambası ışığında oturduklarını anlatır; radyo bile eve sonradan girmiş, elektrik ve su ise çok daha sonra hayatlarına dâhil olmuş. Bugün ise babamın elinde bir akıllı telefon var ve onu kendi imkânlarıyla kullanabiliyor. Düşünsenize, o yıllarda babama bunlar söylense ya da gösterilseydi, bu muhtemelen dünyanın en büyük sihri olarak görülürdü. Aslında ortada bir sihir var; fakat bu sihirler zinciri yalnızca 80 yılın içine sıkışmış durumda. İnanılmaz bir çağda yaşıyoruz. Teknoloji sayesinde bilgiye ulaşmak ve bu bilgiyi hayata uyarlamak artık çok kolay. İnsanlık, zaman açısından büyük bir tasarruf içinde yaşıyor ve bu gerçekten muhteşem bir şey. Elbette bunun handikapları da var. Teknolojiyle birlikte sosyal iletişimin azalması, yalnızlaşmamız gibi riskler ortaya çıkıyor. Buna özellikle dikkat etmemiz gerekiyor. Çünkü ben, en güçlü sihrin hâlâ insanların birbirine verdiği sevgi, saygı ve güven olduğuna inanıyorum.

Yazarların birbirinden ilham aldığı söylenir. Şunu merak ediyorum: İlham aldığınız yerli veya yabancı yazarlar var mıdır. Varsa, onların hangi yönleri sizi etkiledi.

Ben tüm yazarlardan ilham aldım; bu bir şaka değil, gerçek. Çünkü tüm yazarlar, sihirli bir kelimeyle başlar ve eserlerini böylece var ederler. O başlangıç anında cesaret ve eylem en üst seviyededir. Hepsi, sloganım olan “Sadece Başla” diyerek yola çıkmış ve içerik ne olursa olsun, ürettiklerini toplumla paylaşma cesaretini göstermiştir. Bizler büyürken hep “Hadi oku, kitap oku” cümlelerini duyduk. Oysa çok az kişiye “Hadi yaz, kalemi eline al ve yaz” denildi. İşte bu yüzden tüm yazarlar benim için son derece kıymetli ve ilham vericidir. Çünkü onlar, düşünceyi eyleme dönüştürmüş, kelimelerle dünyaya iz bırakmış insanlardır.

Zaman ayırdığınız için teşekkür eder, çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim.

Ben de çok tesekkur ederim. Kaleminize sağlik.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*