Süreyya Kömür: “Yazar, kelimelerin gücünü, duyguların sihriyle birleştiren bir rehberdir.”

Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey

Köklü bir yayınevi olan Kalan Yayınları etiketiyle yayımlanan Önce Duygularım Sonra Duyduklarım, Süreyya Kömür’ün psikoloji, kişisel gelişim ve yaşam deneyimlerini aynı potada eriten dikkat çekici bir çalışmasıdır. Yazar, güven duygusundan özgüvene, çocukluk travmalarından duygu aktarımına, iletişim sorunlarından doğanın iyileştirici gücüne kadar uzanan geniş bir alanda okuru kendi iç dünyasıyla yüzleştiriyor.

Eserde “Kendini Sorgulamak”, “Duygu Aktarımı”, “Şefkatin Sırrı”, “Kabullenmek”, “Beyninin Mucizesi”, “Anneme Bir Mektubum Var” ve “İletişimsizlik Ne Yapar?” gibi bölümler, yalnızca teorik bilgiler sunmuyor; gerçek yaşamdan alınmış hikâyeler ve güçlü metaforlarla insanın kendini yeniden inşa edebilmesinin yollarını tartışıyor. Özellikle “Düşündüğünü yaşayan insan geleceğinin efendisidir; yaşadıklarını sürekli düşünen ise geçmişinin kölesidir.” düşüncesi, kitabın temel omurgasını oluşturuyor. Günümüzde ruhsal yorgunluğun, yalnızlığın ve iletişim krizlerinin giderek arttığı bir dönemde Süreyya Kömür, okuruna önce duygularını tanımasını, sonra hayatını yeniden kurmasını öneren samimi ve sorgulayıcı bir metin sunuyor.


Yeni kitabınız hayırlı olsun Süreyya Hanım. Söyleşimize sizi tanıyarak başlamak isterim. Süreyya Kömür kimdir?

1978 doğumlu, evli, 5 çocuk annesiyim. Danışanlarının hayatına duygusal farkındalıkla dokunmaya çalışan bir yaşam koçuyum. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Sosyal Hizmetler bölümünde eğitimlerime devam etmekteyim.


Süreyya Hanım, 68 sayfa olan eserinizi beğenerek okudum ve verdiği mesajlara bayıldım. Kanaatimce her eser, toplumsal ya da kişisel bir ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkar; sebepsiz yazılan metin yoktur. Aynı şekilde her yazarın da kalemi eline alırken bilinçli ya da sezgisel bir yönelimi, bir derdi, bir amacı bulunduğuna inanıyorum. Bu çerçevede sormak istiyorum. Bu kitabı kaleme almanıza yol açan temel ihtiyaç neydi?

Modern çağda insanlarımızın, günlük hayatlarında sürekli mutsuz olmalarının ve her zaman bir kurtarıcı beklemelerinin ne kadar anlamsız olduğunu fark ederek başladım bu serüvene. Oysaki insanın kendi duygusal potansiyelini keşfederek ne kadar mutlu olabileceğine inandığım için farkındalık oluşturmak istedim ve kitabın temel hikâyesi başlamış oldu.


Her insanın yazarlığı tanımlama biçimi farklıdır; kimine göre yazar, duygulara tercüman olan biridir, kimine göre topluma ayna tutan ya da değişimi tetikleyen bir düşünürdür. Peki, sizce yazar kimdir, onun en temel sorumluluğu nedir ve iyi bir yazarı diğerlerinden ayıran asıl özellik ne olmalıdır?

Oldukça göreceli olmakla birlikte bence yazar, yazdıklarıyla toplumun derdine, acısına derman olmaya çalışmalı ve okurun içindeki potansiyeli fark ederek duygularına dokunmalıdır. Kelimelerin gücünü, duyguların sihriyle birleştiren bir rehberdir diyebilirim.


Bugün birçok insan mutsuzluğunu ekonomik şartlara bağlıyor. Siz ise kitabınız boyunca mutluluğun önemli ölçüde insanın kendi iç dünyasında başladığını savunuyorsunuz. “Kendine yatırım yap.” çağrısı yapıyorsunuz. Sizce insanlar neden kendine yatırım yapmayı ikinci plana bırakır?

Çünkü insanlar kendine yatırım yapmayı çocuklarına bırakacak evden, mirastan daha değersiz görür. Ve bunun akabinde duygularına değil, duyduklarına odaklanırlar. Her duyulan ise belki de zinciri yanlış halkaya tutturan bir duygu mirasına dönüşür. Kitabımda temel düşüncem, duygusal sağlıklı bir hayatın nesiller boyu etkisinin süreceğine inanmamdı. Bu nedenle kendine yatırım yapmanın aslında nesillere yatırım yapmanın yapıtaşı olduğuna inanıyorum.


“Anneme Bir Mektubum Var” bölümü, kitabın en sarsıcı metinlerinden biri. “Seni kaybedeli beş yıl oldu; ya da senden kurtulalı mı desem?” cümlesiyle başlayan bu yüzleşme, okuru affetmek ile hesaplaşmak arasında bırakıyor. Sizce insan iyileşebilmek için önce affetmeli mi, yoksa önce içindekileri döküp sonra öfkesiyle yüzleşmeli mi?

İyileşmenin en etkili yolu önce acıyı tanımaktır. Tıpkı zehirli bir bitkiyi tanımadan panzehir hazırlamanın mümkün olmaması gibi. Bizler önce negatif duygularımızın kaynağını keşfetmeli, yüzleşmeli ve kabul etmeliyiz. Yaralı olduğunu kabul etmek ve kendine yaraların için şefkat göstermek, yeniden güne umutla başlamak, sevgiyle iyileşmeye inanmak gerekiyor. Farkında olduğumuz her travmatik yara, önce acıtacak sonra ise şefkatle kabuk tutacak. Bence bu süreci hızlandıran en önemli unsur ise geçmişi, yaraları, kendini ve duygularını affetmek.


“Duygu Aktarımı” bölümünü beğenerek okudum. Hastanede tanımadığı bir insanın hikâyesini dinledikten sonra bireyin kendi ruh hâlinin değişmesini anlatıyorsunuz. Bugün özellikle haberler, televizyon ve sosyal medya üzerinden maruz kaldığımız sürekli olumsuzluk da toplumsal bir “duygu aktarımı” oluşturuyor mu? Neler söylemek istersiniz?

Çok kritik bir noktaya değindiniz. Dijital haz ve tüketim çılgınlığının en üst düzeyde olduğu bu dönem, her duyduğumuzu sağlıklı bir şekilde filtre etmezsek aktarım oluşturacak türden. Bu nedenle, duyduklarımızın bizleri etkilediği an oluşturduğu duygusuna odaklanmalı ve kendi hassas filtremizden geçirerek bir reaksiyon almalıyız. Sağduyulu yaklaşmanın en etkili yolu farkındalıkla başlar diye düşünmekteyim. Kendimizi korumanın en kolay yolu önce şu soruyu sormak: “Bu konuda ben insani olarak ne yapabilirim? Yapabileceğim bir şey varsa elimden gelenin en iyisini yapmalıyım; yapabileceğim bir şey yoksa duygularımı koruma altına alıp oradan uzaklaşmalıyım.”


Kitabınızda “Artık yaşayan bir ölü olmayı bırak ve yeniden dirilişini başlat.” diyorsunuz. Bu oldukça sert bir ifade gibi görünse de bana çok anlamlı geldi. Sizce kimi insanların mutsuz ölü gibi davranmasının sebebi bireysel midir, yoksa toplum mudur?

Tamamen bireyseldir. İnsan kendine yatırım yapıp, bütün olumsuzluklara rağmen kendini ve duygularını canlı tutmalıdır. Kitapta da belirttiğim gibi hayat bir tercihten ibarettir. En güzel tercih kendimizi seçmek olacaktır.


Türk edebiyatında size ilham veren 5 yazar ve 5 eser ismini sorsak yanıtınız ne olurdu?

  1. Yazar: Hayati İnanç – Eser: Can Veren Pervaneler
  2. Yazar: İlber Ortaylı – Eser: Bir Ömür Nasıl Yaşanır
  3. Yazar: Dilek Cesur – Eser: Seni Anlıyorum Anne
  4. Yazar: Alişan Kapaklıkaya – Eser: Kendimi Yaşamak İstiyorum
  5. Yazar: Zekeriya Efiloğlu – Eser: Yalnız Değilim Tek Başındayım

Süreyya Hanım, bana zaman ayırdığınız için teşekkür eder, çalışmalarınızın başarıyla devam etmesini temenni ederim.

Ben kıymetli vaktiniz ve ilginiz için teşekkür ederim.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*