Mahmut Tekeş: “Çocukların içindeki doğal merakı doğru kaynaklarla destekleyebilirsek, gelecekte astronomiye ve bilime çok daha fazla ilgi duyan bir toplum görebileceğimize inanıyorum.”

Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey

Çatıdaki Astronom ile Gökyüzü Maceraları: Ay’ın Evreleri, çocuklara Ay’ın evrelerini eğlenceli bir hikâye atmosferi içinde öğretmeyi amaçlayan, görsel anlatımı güçlü bir bilimsel farkındalık kitabıdır. Eserde “Minik Astronom” karakteri aracılığıyla çocuklar gökyüzünü gözlemlemeye teşvik edilir; Yeni Ay, Hilal, İlk Dördün, Şişkin Ay, Dolunay ve Son Dördün evreleri sade bir dille açıklanırken her bölümde yer alan “Biliyor muydun?” kutuları öğrenmeyi destekler.

Kitabın temel başarısı, karmaşık astronomi bilgisini çocukların anlayabileceği yalınlığa indirgerken merak duygusunu canlı tutabilmesidir. Özellikle “Ay her gece aynı görünmez”, “Ay her ay bu yolculuğu tekrarlar” ve “Gökyüzü herkesindir” gibi ifadeler, eserin yalnızca bilgi vermeyi değil aynı zamanda çocuklarda bilimsel gözlem kültürü oluşturmayı hedeflediğini göstermektedir. Uzman Astronom Mahmut Tekeş tarafından kaleme alınan eser, çocuklara yönelik bilimsel yayınlar alanında önemli bir boşluğu doldururken, köklü bir yayınevi olan Kalan Yayınları tarafından yayımlanmasıyla da güvenilir bir eğitim kaynağı niteliği kazanmaktadır. Günümüzde çocukların ekranlarla kurduğu yoğun ilişkinin arttığı bir dönemde kitap, onları yeniden gökyüzüne bakmaya davet eden anlamlı bir bilim ve merak çağrısı olarak dikkat çekmektedir.


Yeni kitabınız hayırlı olsun Mahmut Bey. Söyleşimize sizi tanıtarak başlamak istiyorum. Mahmut Tekeş kimdir?

Ben Mahmut Tekeş. Astronomi ve Uzay Bilimleri mezunuyum. Çocukluğumdan beri gökyüzüne, yıldızlara ve evrenin bilinmeyenlerine büyük ilgi duydum. Bu merak zamanla mesleki bir yolculuğa dönüştü. Yıllardır çocuklara ve yetişkinlere astronomiyi sevdirmek amacıyla gözlem etkinlikleri, eğitimler ve bilimsel farkındalık çalışmaları yürütüyorum.

Bana göre astronomi sadece gök cisimlerini inceleyen bir bilim dalı değildir; aynı zamanda insanın evrendeki yerini anlamasına yardımcı olan güçlü bir düşünme biçimidir. Bu nedenle çalışmalarımda insanların özellikle de çocukların gökyüzüyle yeniden bağ kurmasına katkı sunmaya çalışıyorum.

Çatıdaki Astronom adıyla yürüttüğüm çalışmaların temel amacı da tam olarak budur: İnsanların başlarını yeniden gökyüzüne kaldırmalarını sağlamak. Yazdığım bu kitap ve bu serinin devamında yazacağım diğer kitaplar, düzenlediğim etkinlikler ve yaptığım paylaşımlar bu amacın bir parçasıdır.


Kitabınızın başlığındaki “Çatıdaki Astronom” ifadesi oldukça dikkat çekici ve şiirsel bir çağrışım taşıyor. Özellikle çocukların gözünden bakıldığında bu ifade, bilimsel bir kavramdan çok bir hayalin, bir merakın ve keşif yolculuğunun kapısını aralıyor. Merak ediyorum; “Çatıdaki Astronom” fikri nasıl ortaya çıktı?

“Çatıdaki Astronom” isminin ortaya çıkışında hem hayat hikâyem hem de gökyüzüne olan tutkum etkili oldu. Üniversitede astronomi eğitimi alırken hayalim gökyüzünü ve evreni araştırmaktı. Ancak mezuniyet sonrasında hayatın getirdiği şartlar nedeniyle bir dönem çatı işlerinde çalıştım. O yıllarda bir röportajda “Ay’a çıkmayı düşünüyordum ama ancak çatılara kadar çıkabildim” şeklinde bir ifade kullanmıştım. Bu söz zamanla insanların ilgisini çekti ve hafızalarda yer etti.

Sonra fark ettim ki aslında çatılar da gökyüzüne en yakın yerlerden biri. İnsan bazen hayallerine doğrudan ulaşamaz ama onlara bakmayı da bırakmaz. “Çatıdaki Astronom” ismi biraz bu yolculuğun hikâyesidir. Bugün bu isim benim için yalnızca bir lakap değil; şartlar ne olursa olsun merakı ve hayalleri canlı tutabilmenin sembolüdür.


Mahmut Bey, 24 sayfa olan eserinizi beğenerek okudum. “Biliyor muydun?” kutularında verilen kısa bilgiler, anlatının akışını kesmeden öğretici bir işlev görüyor. Çocuklar zevkle okuyacaklardır. Kanaatimce her eser, toplumsal ya da kişisel bir ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkar; sebepsiz yazılan metin yoktur. Aynı şekilde her yazarın da kalemi eline alırken bilinçli ya da sezgisel bir yönelimi, bir derdi, bir amacı bulunduğuna inanıyorum. Bu çerçevede sormak istiyorum. Bu kitabı kaleme almanıza yol açan temel ihtiyaç neydi?

Bu kitabı yazmama neden olan temel ihtiyaç, çocukların gökyüzüne duyduğu doğal merakı doğru ve anlaşılır bilgilerle destekleyebilme isteğiydi. Yıllardır astronomi alanında eğitimler veriyor, gözlem etkinlikleri düzenliyor ve farklı yaş gruplarıyla bir araya geliyorum. Bu süreçte şunu fark ettim: Çocuklar gökyüzüne karşı büyük bir ilgi duyuyorlar ancak onların yaşlarına uygun, bilimsel doğruluğu yüksek ve aynı zamanda eğlenceli kaynakların sayısı oldukça sınırlı.

Ay’ın evreleri, çocukların en sık gözlemlediği ancak anlamlandırmakta zorlandığı gökyüzü olaylarından biri. Bir gece ince bir hilal olarak gördükleri Ay’ın birkaç gün sonra neden farklı göründüğünü merak ediyorlar. Ben de bu merakı canlı tutacak, karmaşık açıklamalar yerine hikâye ve gözlem yoluyla öğrenmeyi destekleyecek bir eser ortaya koymak istedim.

Aslında bu kitabın temel amacı sadece Ay’ın evrelerini öğretmek değil. Çocukların başlarını kaldırıp gökyüzüne bakmalarını, soru sormalarını ve gözlem yapmalarını teşvik etmek istedim. Çünkü bilim çoğu zaman bir teleskopla değil, bir merak duygusuyla başlar. Eğer bu kitabı okuyan bir çocuk akşam gökyüzüne bakıp “Ay bugün neden farklı görünüyor?” diye soruyorsa, kitabın amacına ulaştığını düşünürüm.


Astronomi, yetişkinler için bile zaman zaman karmaşık ve soyut olabilen bir bilim dalı. Buna rağmen siz, Ay’ın evreleri gibi bilimsel kavramları çocukların rahatlıkla anlayabileceği kadar sade ve akıcı bir dille anlatmayı başarmışsınız. Bu süreci merak ediyorum: Astronomi gibi zor bir konuyu minik okurların dünyasına uygun hâle getirirken en çok hangi noktalarda zorlandınız?

Aslında en büyük zorluk, bilimsel doğruluktan ödün vermeden konuyu olabildiğince sadeleştirebilmekti. Çocuklar için yazarken bazen en zor şey bilgiyi artırmak değil, gereksiz ayrıntıları ayıklamaktır. Çünkü astronomide kullandığımız birçok kavram yetişkinler için bile soyut kalabiliyor.

Örneğin Ay’ın evrelerini anlatırken, Dünya-Ay-Güneş sisteminin geometrisini ve ışığın yansımasını teknik terimlerle açıklamak mümkündür. Ancak bir çocuğun zihninde önce gözlem oluşmalıdır. Bu nedenle kitabı yazarken kendime sürekli şu soruyu sordum: “Bu bilgiyi ilk kez duyan bir çocuk bunu nasıl hayal eder?”

Bu yüzden karmaşık tanımlar yerine günlük gözlemlerden yola çıkmayı tercih ettim. Çocukların gece gökyüzüne baktıklarında gördükleri değişimleri fark etmelerini sağlayacak bir anlatım kurmaya çalıştım. Minik Astronom karakteri de bu noktada önemli bir rol üstlendi. Çünkü çocuklar çoğu zaman bilgiden önce bir karakterle, bir hikâyeyle bağ kuruyorlar.

Bir diğer hassas nokta ise çocukların merakını canlı tutabilmekti. Bilimsel bilgi verirken metni ders kitabına dönüştürmek istemedim. Bu nedenle hikâye anlatımı ile bilimsel içeriği dengede tutmaya çalıştım. “Biliyor muydun?” bölümlerini de bu amaçla ekledim. Böylece çocuklar hem hikâyeyi takip ediyor hem de küçük keşiflerle yeni bilgiler öğrenebiliyorlar.

Sonuç olarak benim için en önemli hedef, çocukların kitabı bitirdiklerinde Ay’ın evrelerini ezberlemiş olmalarından çok, gökyüzüne yeniden bakmak istemeleriydi.


Mahmut Bey, insanlık tarihinin en eski merak alanlarından biri gökyüzü olmasına rağmen, astronomi ülkemizde hâlâ geniş kitlelerin ilgi gösterdiği bir bilim dalına dönüşebilmiş değil. Oysa çocuklar küçük yaşlarda Ay’a, yıldızlara ve uzaya karşı büyük bir merak duyuyor. Sizce Türkiye’de astronominin yeterince gelişememesinin nedenleri nelerdir?

Aslında çocukların astronomiye ilgisiz olduğunu düşünmüyorum; tam tersine, çocuklar doğaları gereği gökyüzüne karşı büyük bir merak taşıyorlar. Sorun, bu merakın yeterince beslenememesinde yatıyor. Ülkemizde eğitim sistemi uzun yıllar boyunca daha çok sınav odaklı ilerlediği için gözlem yapmaya, keşfetmeye ve bilimsel merakı canlı tutmaya yönelik etkinliklere yeterince alan açılamadı. Astronomi de günlük hayatın içinde sık karşılaşılan bir alan olmadığı için çocukların ilk merakı zamanla başka ilgi alanlarına kayabiliyor.

Bunun yanında astronomiyi görünür kılacak bilim merkezlerinin, gözlemevlerinin, çocuklara yönelik bilim yayınlarının ve popüler bilim çalışmalarının sayısının artması gerektiğini düşünüyorum. İnsanlar genellikle astronomiyi çok zor, yalnızca uzmanların anlayabileceği bir alan olarak görüyor. Oysa gökyüzü hepimizin üzerinde ve astronomi aslında insanın kendisini ve evrendeki yerini anlamaya çalışmasının bir sonucu.

Ben umutluyum. Son yıllarda uzay çalışmaları, bilim festivalleri, çocuk kitapları ve dijital içerikler sayesinde astronomiye olan ilginin arttığını gözlemliyorum. Çocukların içindeki o doğal merakı doğru kaynaklarla destekleyebilirsek, gelecekte astronomiye ve bilime çok daha fazla ilgi duyan bir toplum görebileceğimize inanıyorum.


Çocuklar artık gökyüzüne değil ekranlara bakıyor. Sizce bu kitap, kaybolmaya yüz tutan gökyüzü merakını yeniden canlandırabilecek güce sahip mi?

Doğru, günümüz çocukları önceki kuşaklara göre ekranlarla çok daha fazla vakit geçiriyor. Ancak ben bunun gökyüzüne olan merakın tamamen kaybolduğu anlamına geldiğini düşünmüyorum. Merak duygusu hâlâ aynı; sadece yöneldiği araçlar değişti. Bir çocuk Ay’ı gördüğünde, parlak bir yıldızı fark ettiğinde ya da bir uzay görüntüsüyle karşılaştığında bugün de aynı heyecanı duyabiliyor.

Elbette tek bir kitabın bütün çocukları yeniden gökyüzüne baktıracağını söylemek iddialı olur. Fakat eğer bu kitabı okuyan birkaç çocuk akşam balkona çıkıp Ay’ın hangi evrede olduğunu merak ederse, ailesine bir soru sorarsa ya da teleskopla gökyüzünü gözlemleme isteği duyarsa amacına ulaşmış demektir.

Ben kitapların merakı doğrudan öğretmediğine, ama merakın kıvılcımını yakabildiğine inanıyorum. Bu kitabı yazarken de çocuklara astronomiyi öğretmekten çok, gökyüzüne yeniden bakmaları için bir neden sunmaya çalıştım. Eğer bunu başarabiliyorsa, kaybolmaya yüz tutan gökyüzü merakının yeniden canlanmasına küçük de olsa bir katkı sağlayacaktır.


Günümüzde çocuklar gökyüzüne eskisi kadar bakmıyor; ekranlar, dijital içerikler ve yoğun eğitim programları onların merak alanlarını büyük ölçüde değiştiriyor. Sizce çocuklara astronomiyi sevdirmek ve evren merakı kazandırmak için ailelere, öğretmenlere ve eğitim kurumlarına hangi görevler düşüyor?

Çocukların gökyüzüne daha az bakıyor olması yalnızca teknolojinin sonucu değil; aynı zamanda onlara merak edecek zaman ve fırsat sunup sunamadığımızla da ilgili. Oysa astronomi, çocukların doğuştan getirdiği soru sorma isteğini besleyen en güçlü alanlardan biridir. “Ay neden şekil değiştiriyor?”, “Yıldızlar neden parlıyor?”, “Uzayda yaşam var mı?” gibi sorular hemen her çocuğun aklından geçer.

Bu noktada ailelere önemli görevler düşüyor. Çocukların her sorusuna cevap vermek zorunda değiller; bazen birlikte araştırmak, birlikte gökyüzünü gözlemlemek çok daha değerli olabilir. Bir akşam Ay’ı izlemek ya da bir meteor yağmurunu takip etmek, birçok teorik bilgiden daha kalıcı bir etki bırakabilir.

Öğretmenlerimizin de astronomiyi yalnızca ders kitaplarındaki birkaç konu başlığından ibaret görmemesi önemli. Çocukların gözlem yapabilecekleri, soru sorabilecekleri ve keşfetmenin heyecanını yaşayabilecekleri etkinlikler onların bilime bakışını değiştirebilir.

Eğitim kurumlarının ise bilim merkezleri, gözlemevleri, atölyeler ve uygulamalı çalışmalarla çocukları doğrudan deneyimle buluşturması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bilim çoğu zaman okuyarak değil, merak ederek ve deneyimleyerek öğrenilir.

Sonuç olarak astronomiyi sevdirmenin yolu çocuklara daha fazla bilgi yüklemekten değil, onların zaten sahip olduğu merak duygusunu koruyup beslemekten geçiyor. Bir çocuk gece gökyüzüne bakıp yeni bir soru sormaya başlıyorsa, aslında astronomi eğitimi de o anda başlamış demektir.


Yanıt vermezseniz saygıyla karşılarım. Minik Astronom’un gökyüzüne duyduğu heyecan, kitabın her sayfasına yansıyor. Bu karakteri oluştururken kendi çocukluk merakınızdan veya gökyüzüyle kurduğunuz kişisel ilişkiden izler var mıdır?

Aslında Minik Astronom’u oluştururken kendi çocukluğumdan izler taşıdığımı söyleyebilirim. Çocukken gökyüzüne baktığımda bugün bildiğim şeyleri bilmiyordum ama merak duygusu aynıydı. Ay’ın neden bazen ince bir hilal, bazen de dolunay olduğunu, yıldızların neden parladığını, gökyüzünün neden bu kadar büyük göründüğünü ben de sorguluyordum.

Sanırım astronomiye yönelmemin temelinde de o bitmeyen merak vardı. Yıllar içinde eğitim aldım, gözlemler yaptım ve bilimsel açıklamaları öğrendim; ancak gökyüzüne baktığımda hissettiğim hayranlık duygusu hiç değişmedi. Bu nedenle Minik Astronom yalnızca kurgusal bir karakter değil. Onun sorularında, heyecanında ve keşfetme isteğinde kendi çocukluğumdan parçalar bulmak mümkün. Hatta bence astronomiyle ilgilenen birçok insan, çocukluğundaki merakını tamamen kaybetmemiş kişilerdir.

Kitabı yazarken de çocuklara bir şeyler öğreten bir yetişkin olmaktan çok, gökyüzünü birlikte keşfeden bir yol arkadaşı olmaya çalıştım. Belki de Minik Astronom’un çocuklara yakın gelmesinin nedeni biraz da budur.


Çocuk edebiyatına özgün bir katkı sunduğunuzu düşünüyorum. Ancak yazarlık ve edebiyat kavramları kişiden kişiye farklı anlamlar taşıyabiliyor. Kimine göre yazar, insanların duygularına tercüman olan kişidir; kimine göre topluma ayna tutan, sorgulatan ve değişimi tetikleyen bir düşünürdür. Peki sizce yazar kimdir? Bir yazarın okuruna ve topluma karşı en temel sorumluluğu nedir?

Öncelikle güzel değerlendirmeniz için teşekkür ederim. Ben yazarı yalnızca hikâye anlatan kişi olarak görmüyorum. Bana göre yazar, gördüklerini, düşündüklerini ve hissettiklerini anlamlı bir biçimde paylaşarak okurla arasında bir köprü kuran kişidir. Kimi zaman bir duyguya tercüman olur, kimi zaman bir soruya dikkat çeker, kimi zaman da okurun dünyaya farklı bir açıdan bakmasına vesile olur.

Özellikle çocuklar için yazan bir yazarın sorumluluğunun daha da büyük olduğunu düşünüyorum. Çünkü çocuklar yalnızca bir hikâye okumaz; aynı zamanda o hikâye aracılığıyla dünyayı anlamlandırmaya çalışırlar. Bu nedenle çocuklara sunulan her metnin onların hayal gücünü beslemesi, merak duygusunu canlı tutması ve düşünme becerilerini desteklemesi gerektiğine inanıyorum.

Bir yazarın okuruna karşı en temel sorumluluğu samimi ve dürüst olmaktır. Okur, karşısında kendisine tepeden bakan değil, onunla birlikte düşünen ve keşfeden bir ses bulmalıdır. Topluma karşı sorumluluğu ise hazır cevaplar vermekten çok, yeni sorular sordurabilmektir. Çünkü gelişim ve değişim çoğu zaman cevaplarla değil, doğru sorularla başlar. Eğer bir kitap okurun zihninde yeni bir pencere açabiliyor, onu düşünmeye, hayal kurmaya veya merak etmeye yöneltebiliyorsa, yazar da görevini büyük ölçüde yerine getirmiş demektir.


Astronomi tarihinde size ilham veren 5 isim sorsak yanıtınız ne olurdu?

Beş isim seçmek gerçekten zor ama ilk aklıma gelenler Galileo Galilei, Johannes Kepler, Giordano Bruno, Ali Kuşçu ve Carl Sagan olurdu.

Galileo Galilei, gökyüzünü teleskopla gözlemleyerek insanların evrene bakışını değiştiren ve bilimsel düşüncenin önünü açan bir isimdir. Onun cesareti ve gözleme verdiği önem bana her zaman ilham vermiştir.

Johannes Kepler ise gezegenlerin hareketlerini açıklayan çalışmalarıyla evrenin matematiksel düzenini anlamamıza büyük katkı sağlamıştır. Bilimsel sabrı ve kararlılığı hayranlık uyandırıcıdır.

Giordano Bruno, astronomiden çok düşünce dünyasına yaptığı katkılarla beni etkiler. Evrenin sonsuzluğu üzerine ileri sürdüğü fikirler ve düşüncelerini savunurken gösterdiği cesaret, bilim tarihinin en dikkat çekici örneklerinden biridir.

Ali Kuşçu ise bizim bilim tarihimizin en önemli isimlerinden biridir. Astronomi ve matematik alanındaki çalışmalarıyla yalnızca yaşadığı döneme değil, sonraki nesillere de ışık tutmuştur. Onun varlığı, bilimsel üretimin belirli coğrafyalarla sınırlı olmadığını hatırlatır.

Carl Sagan‘ın ise benim için ayrı bir yeri vardır. O, astronomiyi yalnızca bilim insanlarının ilgi alanı olmaktan çıkarıp milyonlarca insanın merak ettiği bir konu hâline getirmeyi başarmıştır. Bilimi anlatırken hayranlık duygusunu kaybetmemesi ve evrenin büyüklüğünü insanın hikâyesiyle birlikte aktarabilmesi, onu benim gözümde çok özel bir yere koyuyor.

Bu isimlerin ortak özelliği, gökyüzüne yalnızca bakmaları değil, gördüklerini sorgulamaları ve insanlığın bilgi ufkunu genişletmeleri. Bilim tarihi bana göre biraz da merakın, cesaretin ve vazgeçmemenin tarihidir.


Sayın Tekeş, çocuklara bilimi sevdirmenin giderek zorlaştığı bir çağda, gökyüzünün büyüleyici dünyasını sade, anlaşılır ve merak uyandırıcı bir dille anlatan bu kıymetli eseriniz için sizi gönülden tebrik ediyorum. Çatıdaki Astronom ile Gökyüzü Maceraları: Ay’ın Evreleri yalnızca Ay’ın evrelerini öğreten bir kitap değil; aynı zamanda çocukları soru sormaya, gözlem yapmaya ve bilimin heyecan verici dünyasını keşfetmeye davet eden değerli bir rehber niteliğinde. Çocuklarımızın başlarını yeniden gökyüzüne kaldırmalarına vesile olacak bu anlamlı çalışmanızın çok sayıda okura ulaşmasını diliyor; bilim kültürüne ve çocuk edebiyatına sunduğunuz katkılar için teşekkür ediyorum.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*