Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey
Duygu’nun Güncesi, Suzan Kuyumcu tarafından kaleme alınmış; Kalan Basım Yayım Dağıtım etiketiyle Nisan 2026’da yayımlanmış bir eserdir. Eser, klasik bir çocuk/ergen anlatısı gibi görünse de aslında çok katmanlı bir etik ve sosyolojik metin olarak okunmalıdır. Kitap, ortaokul çağındaki Duygu’nun güncesi üzerinden ilerlerken; sokak hayvanları (özellikle Kara Kız, Paşa, Pati ve Sosis) aracılığıyla insan doğasına, toplumsal sınıflara, merhamet hissine ve ahlaki çelişkilere ayna tutar. Metnin en dikkat çekici yönü, hayvanları yalnızca “figür” olarak değil; insanın ahlaki kırılganlığını açığa çıkaran birer temsil alanı olarak konumlandırmasıdır. Anlatı iki düzlemde ilerler:
- Sokakta hayatta kalma mücadelesi veren canlılar,
- Konfor alanında yaşayan ama etik sınavlardan kaçan insanlar.
Bu karşıtlık, metni basit bir hayvan sevgisi anlatısından çıkarıp modern toplumun vicdan krizine dair alegorik bir sorgulamaya dönüştürür. Özellikle çocuk anlatıcının gözünden kurulan bu dünya, hem pedagojik hem de felsefi açıdan dikkat çekici bir “ara bilinç” üretir: ne tam çocuk ne de tam yetişkin.
Merhaba Sayın Kuyumcu. Dikiz Aynası (Ödüllü Öyküler), Gül ile Dal Arası Yaşamlar, İlkbaharın Son Çırpınışları I (Üçüncü Baskı), İlkbaharın Son Çırpınışları II (İkinci Baskı) serisi ile Gülce ve Can Dostları (üç cilt bir arada) vesilesiyle sizinle ilgili söyleşiler yapmıştık. Bir kez daha yollarımızın kesişmesinden mutluyum. Türk edebiyatı içinde özel bir yeriniz var. Kuşkusuz bugüne çok çalışarak, emek vererek geldiniz. Hâlâ çalışmaya, yazmaya, üretmeye devam ettiğinizi görüyorum. Neler söylemek istersiniz?
Merhabalar Aslı Hanım, öncelikle değer veren söylemleriniz için teşekkür ederim. Emeğin karşılık bulduğu yer, sanatın içinde yer alan bütün arkadaşların özlemidir. Her şeyin önemini yitirdiği, yok sayıldığı, hiçleştirilmeye çalışıldığı günümüz Türkiye’sinde, soluklanma alanı olan edebiyatın, kültür taşımacılığı gibi önemli bir görevin güvenilir ellerde ve söylemlerde olması son derece değerlidir. Yazım hayatına romanla başladım. 25 yıl öncesine dayanan çalışmalarım devam etmekte. Bir yazarı olgunlaştıran en temel unsurlar; emek, süreklilik, sabır ve zamandır.
Gülce ve Can Dostları’ndan başlayarak son yapıtınıza kadar uzanan çizgide, anlatı yapınızın merkezine ‘günce’ formunu yerleştirdiğinizi görüyoruz. Bu formu kullanmanızın bir anlamı olmalı diye düşünüyorum. Neler söylemek istersiniz?
Evet, çocuk kitaplarımın akışına günceyi yerleştirmeyi önemsiyorum. Günce, sadece iç döküş yeri değildir. Çocuk ruhunun çırılçıplak yansıdığı alandır. Yazım hayatına günce ile başlamış bir çocuk olarak bugüne getirileri: hızlı analiz yetisi, farkındalık, çözüm arayışları ve us-duygu birlikteliği ile ulaşılan sonuçlar… Duygunun her çeşidiyle erken yaşta tanışarak öngörü alışkanlığı edinmesi, geleceğin genç nesillerine çok büyük katkı sağlayacağına inanıyorum. Günce ve Can Dostu çocuk betiği söyleşisinde de söylemişimdir. Günce’yi Tanrı’ya benzetirim. Çocuk, içinden çıkamadığı sorular sorar, yardım ister (cevap gelmez); içsel uğraşısında sonuca, çıkar yol arayışına kendi çabasıyla ulaşır. Sonunda anlar ki her yanıt sorunun içinde gizlidir. Sonrasında yazarak düşünmeyi öğrenir. Çocukları günce ile buluşturma uğraşım, onları erken yaşlarda kendilerini fark etme çabamdır.
Bunu Suzan Hanım’a mutlaka sor diye not almışım. Kitapta hayvanların davranışları ile insan davranışları arasında sürekli paralellik kuruluyor; hatta yer yer insan ve hayvan davranışları arasındaki sınır neredeyse ortadan kalkıyor. Bu noktada şunu sormak istiyorum: Bu metin, insanı hayvana yaklaştırarak mı eleştiriyor, yoksa hayvanı insanlaştırarak mı yüceltiyor?
Sevgili Aslı Hanımcığım, ikisi de değil. İnsan ve hayvan… İki taraf da farklı düzlem üzerindedir. Sadece ortak noktada buluştukları oldukça fazla veri vardır. Acı çekme, aç kalma, hırçın ya da uysal olma, tembel ya da tez canlı olma, sevgi ile buluşunca korkuyla şaşkınlığın yarattığı güvensizlik vs. Sokakta yaşayan birine elimizi uzattığımızda tutmayacaktır. Şüphesiz korkulu gözlerini üzerimizde hissederiz. Şiddet görmüştür, kandırılmıştır vs. Güven sorunu yaşar. Hayvanlar da öyledir. Elinizdeki bu betik, gerçek yaşamın bütünüyle kendisidir. Olayların akışı, Pati, Serap, Sosis, Kara Kız ve sevgilisi Paşa. Öyküsü birebir içinde olarak, yaşayarak, gözlemlenerek yazılmıştır.
Günümüzde sosyal medyada hayvan sevgisi çok görünür; ama pratikte aynı duyarlılığı göremiyoruz. Kitabınızda da özellikle komşuların şikâyet sahnelerinde, bireysel konfor ile etik sorumluluk arasında keskin bir çatışma görülüyor. Toplumumuzun hayvan sevgisi, bakımı, koruyuculuğu hakkında bir değerlendirme yapmanızı istesem neler söylerdiniz?
Çok çok haklısınız. Çocukluğu köylerde geçen yetişkinlerin hayvanlara karşı duyarsızlığını çoğu kez anlamakta zorlanıyorum. Sözlerim hepsi için geçerli değil elbette. Gözlemlerimde çoğunluğun içinde yer almaları üzücü. Minicik yavrulara bile tiksinti ifadesiyle bakanları gördüm. Dokunmak, onlara can gözüyle bakmak şöyle dursun, üzerlerine yapışacak virüs gibi görmeleri düşündürücü. Sonunda şöyle bir sonuca ulaştım: Köy gibi zorlu yaşamda, onlar için işlerine yarayanlar bakılmaya, doyurulmaya, merhamet edilmeye değer canlardır. Köpek bekçidir, inek süt-et gibi fayda sağlayandır, eşek yük taşıyan hamaldır vs. Bu kültürle büyüdükleri için ne yazık ki devamını çocuklarına da yansıtıyorlar. Ben bu kısır döngüyü kitaplarımla kırmaya çalışıyorum. Umarım bir gün anlaşılırım.
Duygu’nun Güncesi, 76 sayfadan oluşan sevimli bir eser. Kitaptaki görseller de kitaba samimi ve sıcak bir kimlik eklemiş. Kitapta hayvanlar üzerinden kurulan dünya, klasik alegorik anlatıları (örneğin fabl geleneğini) aşan bir derinlik taşıyor. Bu kitap aslında hayvanları değil de insanları anlatıyor diyebilir miyiz?
Kara Kız ve Belalısı Paşa, Sosis, Pati üzerinden hayvanlar âlemini gözlemlerken, Duygu’nun tutmuş olduğu günceyle onların insanlarla benzerliklerine, hislerin akılla olan paralelliğine ışık tutar. Hayvanların bilinmeyen, anlaşılamayan yönleri anlatılır bu betikte. Kime? Elbette biz insanlara. Bu eserde fabl örneklemelerine de rastlanır. Çoğu yerde onların hissedebileceklerine öncülük eder ortaokullu öğrencimiz Duygu.
Metinde korku çok katmanlı bir duygu olarak karşımıza çıkıyor: Kara Kız’ın insanlardan korkusu, Pati’nin Paşa’dan korkusu, Duygu’nun Kara Kız’dan çekinmesi… Bu zincirleme korku hali, biraz bizim halimizi anlatıyor. Son dönemlerde toplumda güvensizliğin yayıldığını gösteren işaretler artmaya başladı. Neler söylemek istersiniz?
Evet, Aslı Hanımcığım. Hızla kirleniyoruz. İnsanın hayvana duymasını istediğimiz merhameti, duygudaşlığı, ahlaki değerlerin bütününü insan olarak kendimizde bile yok ettik. Kutsal saydığımız anne babalar evlatları tarafından, nine dedeler torunları tarafından, küçücük yavrularımız herkes tarafından taciz ve işkence görür, öldürülür oldu. Vicdan “vah vah” deyip geçerken, merhamet sarıp sarmalar; biz bunu koruyamadık. Ekonomi çökünce ne yazık ki aslolan bütün değerleri yitirmekte insanoğlu. Korku, belirli aşamaya kadar her canlı için faydalıdır elbette; o canı uyanık olmaya, dikkatli olmaya çağırır. Ama bütün hücrelere kadar sararsa tehlikelidir; korunma içgüdüsüyle saldırganlaşır, psikolojik yıkımla cinayetler işlenir, öldürür, öldürülür. Toplum olarak bugün yaşadıklarımız buna örnek olabilir, düşüncesindeyim.
Kıymetli Suzan Hanım, edebi üretim çizginize baktığımda; roman, öykü, çocuk edebiyatı ve şiir arasında çok yönlü bir dağılım görüyorum. Bu çeşitlilik, sizi yalnızca bir tür yazarı olmaktan çıkarıp Türk edebiyatının farklı damarlarına temas eden bir anlatıcı konumuna yerleştiriyor. Roman, öykü, çocuk edebiyatı ve şiir gibi farklı türlerde eserler vermiş bir yazar olarak, üretiminiz Türk edebiyatındaki “türler arası geçişkenlik” tartışmasına önemli bir örnek sunuyor. Sizce günümüz Türk edebiyatında yazarın tek bir türe bağlı kalması mı beklenmeli, yoksa türler arası dolaşım daha mı iyi?
Güzel bir soru, teşekkür ederim. Yazım hayatına “bir gün yazar olacağım” düşüncesiyle çıkmamış olsam da günceyle başladığım yolculuğun getirileri beni ortaokuldayken sarıp sarmalamış, farkındalığı fark ettirmişti. Ben kendimi bana yönelen farkındalıkla fark etmiştim. Kompozisyonlarım, denemelerim, kendimce yazdığım şiirlerim okulun panolarına asılıyor, haftalarca orada kalıyordu. Kitap yazma eylemi anneannenin ölümüyle, onun hayatını kaleme alma isteğiyle başladı. Onu yaşatmak boynumun borcuydu. İlk kitabım olmasına karşın hiç zorlanmadığımı gördüm. Sonrası geldi. Evet; şiir, deneme, makale, roman, öykü, çocuk edebiyatı derken edebiyatın çok yönlü kolları üzerinde buldum kendimi. Aslı Hanımcığım, yazım hayatına geç başlayanlar için önerim, kişi hangi kol üzerinde iyi ise o kol üzerinde uzmanlaşmalıdır derim.
Eserlerinizde hem toplumsal gerçekliğe hem de bireyin iç dünyasına temas eden bir anlatım dikkat çekiyor. Bu yönüyle kendinizi, Türk edebiyatındaki hangi gelenekle daha yakın görüyorsunuz: toplumcu gerçekçilik mi, yoksa birey merkezli modern anlatı mı?
Kesinlikle toplumcu gerçekçilik. 12 kitaba imza atan biri olarak roman, öykü hatta çocuk edebiyatında da bunu gözlemlemek mümkündür.
Türkiye’de çocuk ve gençlik edebiyatında iyi eserler vermiş biri olarak sizin fikrinizi almak istiyorum. Türk edebiyatında uzun yıllardır “çocuk edebiyatı pedagojik mi yoksa estetik mi olmalı?” şeklinde bir tartışma var. Siz bu tartışmada kendinizi hangi noktada konumlandırıyorsunuz?
Pedagojik (bireyin bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimini inceleyen bilim dalı) geniş kapsamlı bir alanı kapsar. Çocukları ileriye taşıyan özelliklere sahip olmalıdır onlarla ilgili betikler. Öğrenme yetisi kolay olan çocukların becerilerine bir şeyler katarak onları bilgi yönünden zenginleştirirken, öğrenme güçlüğü çeken çocuklarımızın gelişimini önemli ölçüde ileriye taşıyacaktır. Estetik, felsefenin olmazsa olmazıdır. Her tür yazım içinde yerini almalıdır, derim ben. Çocuk edebiyatında bu veri biraz daha yüzeysel, onların yaş grubuna indirgenerek yapılmalıdır.
Hem yeni eserinizin hem de önceki eserlerinizin yolculuğu uzun ve ilham verici olsun. Okurlarınız nice olsun.
Teşekkür ederim sevgili Aslı Hanımcığım. Verimli bir sohbet oldu. Nicelerinde buluşma dileğiyle esen kalın.
Leave a Reply