Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey
Ülkemizin önemli yayınevlerinden biri olan Kalan Yayınları tarafından yayımlanan Ruhumun Kaybolan Yüzü, Yaşar İşler’in yaşamının farklı dönemlerinden süzülerek gelen duygu, düşünce ve yüzleşmelerini okurla buluşturan samimi bir iç yolculuk kitabıdır. Yazar, çocukluk yıllarından yetişkinliğe uzanan hayat serüveninde yalnızlık, aidiyet, özsaygı, affetme, kayıplar, umut ve kendini yeniden keşfetme gibi evrensel temaları içten bir anlatımla ele alırken, bireyin kendi hakikatiyle yüzleşmesinin ne kadar zor ama dönüştürücü bir süreç olduğunu gösteriyor. “İnsan en çok kendini unuttuğunda kaybolur”, “Geçmiş silinmez; sadece sessizleşir” ve “Kendini sevmek en büyük başlangıçtır” gibi cümlelerle örülen eser, yalnızca bir yaşam hikâyesi değil; aynı zamanda modern insanın kimlik, benlik ve anlam arayışına dair güçlü bir tanıklık sunuyor. Yaşar İşler, kendi deneyimlerinden hareketle okuru da iç dünyasına bakmaya davet ediyor ve kişisel hikâyesini birçok insanın ortak duygularına dönüşebilen evrensel bir anlatıya dönüştürüyor.
Yeni kitabınız hayırlı olsun Yaşar Bey. Söyleşimize sizi tanıtarak başlamak istiyorum. Yaşar İşler kimdir?
4 Ekim 1980’de Afyon’un Karacaören kasabasında, kalabalık bir ailenin içinde doğdu. Anadolu’nun kırsal dokusunda geçen çocukluk yıllarının ardından İzmir’e uzanan uzun bir yolculuğa çıktı. Yıllar içinde oto-elektrik ustası olarak kendi atölyesini kurdu; zanaat ve emekle örülü bu hayat, aynı zamanda yazarlığa giden yolun ta kendisi oldu. Gözlem, yaşanmışlık ve iç sesiyle şekillenen kalemi; memoir, iş dünyası ve toplumsal analiz alanlarında eserler ortaya koydu. Ruhumun Kaybolan Yüzü, bu içsel yolculuğun en kişisel durağıdır.
Yaşar Bey, 127 sayfa olan eserinizi beğenerek okudum. Kanaatimce her eser, toplumsal ya da kişisel bir ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkar; sebepsiz yazılan metin yoktur. Aynı şekilde her yazarın da kalemi eline alırken bilinçli ya da sezgisel bir yönelimi, bir derdi, bir amacı bulunduğuna inanıyorum. Bu çerçevede sormak istiyorum. Bu kitabı kaleme almanıza yol açan temel ihtiyaç neydi?
4 Ekim 1980’de Afyon’un Karacaören kasabasında, kalabalık bir ailenin içinde doğdum. Kalabalık; sıcaklık demek, ses demek, hareket demek gibi görünür. Ama bazen kalabalığın tam ortasında, kimsenin göremediği bir yerde büyürsünüz. Ben de öyle büyüdüm. Etrafımda hep biri vardı; ama o kalabalık içinde kendime ait bir ses bulmak, yıllarımı aldı.
Çocukken sorduğum sorular havada asılı kalırdı. Hissettiklerimi söyleyecek bir dil bulamazdım. İçimde biriken her şey — kırgınlıklar, sorular, sessiz özlemler — zamanla içime işledi. Yıllar geçti, Anadolu’nun o küçük kasabasından İzmir’e uzanan yolda çok şey değişti. Çıraklıktan ustalığa, atölyenin dumanından hayatın gürültüsüne karıştım. Ama o çocuk hep içimde kaldı; görünmek isteyen, anlaşılmak isteyen o sessiz çocuk.
Yaşar Bey şu iki sorunun yanıtını merak ediyorum:
1) Ruhumun Kaybolan Yüzü ne kadar sürede yazıldı?
Bu kitabı ilk kez 2022 yılında yazmaya başladım. Ama hayat durdurmadı beni; aralıklar oldu, kopuşlar oldu, bıraktığım yerden yeniden başladığım günler oldu. Belki de tam da öyle yazılması gerekiyordu bu kitabın — yaşanırken, sarsılırken, yeniden toparlanırken.
2) Yazmak konusunda herhangi bir eğitim aldınız mı, yoksa tamamen kendi deneyiminizle mi geliştirdiniz?
Yazma konusunda akademik bir eğitim almadım. Yazmak benim için bir öğrenimden çok bir ifade biçimi oldu. Gözlem, deneyim ve iç sesim zamanla bu dili geliştirdi.
Kitap boyunca tekrar eden “kendini unutmak” ve “kendini hatırlamak” kavramları, modern insanın toplumsal beklentiler, başarı baskısı ve onay arayışı içinde kendi öz benliğinden uzaklaşmasına yönelik bir eleştiri olarak okunabilir mi?
On yedi yıl boyunca eşim tarafından başarısız biri olarak görüldüm. Bu cümleyi yazmak hâlâ kolay değil. Ama o yıllar bana şunu öğretti: “İnsanın en büyük yükü, başkasının ona biçtiği değerdir.” O değeri içselleştirdiğinizde, artık kendi sesinizi duymaz hale gelirsiniz. Ben de uzun süre kendi sesimi kaybettim.
Yaşar Bey, kitabınızda affetme düşüncesi önemli bir yer tutuyor. Açıkçası bu fikir benim de hoşuma gitti. Keşke herkes affetmeyi öğrenebilse. Sizce insan gerçekten affeder mi?
“Affetmek, yapılanı haklı çıkarmak değildir. Affetmek, kalbinde taşıdığın yükü yere bırakmaktır.”
Affetmek bu kitapta özel bir yer tutuyor. Çünkü en ağır yük, çoğu zaman başkasının yaptığı değil, bizim yıllarca içimizde taşıdığımız kırgınlıktır. Affetmek, yapılanı haklı çıkarmak değildir; kalbindeki o yükü yere bırakmaktır.
İçinde bulunduğumuz yüzyıl tam anlamıyla sosyal medya yüzyılı. Dolayısıyla şu sorunun yanıtını merak ediyorum: Sosyal medyada herkes mutlu görünmeye çalışırken, siz neden kırılganlıklarınızı ve eksiklerinizi bu kadar açık bir şekilde paylaşmayı tercih ettiniz?
Sosyal medyada kırılganlıklarımı paylaşmamın nedeni kusursuzluk değil, gerçeklik arayışıdır. İnsan sadece güçlü yanlarıyla değil, eksikleriyle de vardır. Kusursuz görünmek yerine gerçek olmayı tercih ediyorum.
Yaşar Bey yanıt vermezseniz saygı duyarım ama yine de sormak isterim: Eğer hayatınızı yeniden yaşama şansınız olsaydı, değiştirmek isteyeceğiniz ilk şey ne olurdu?
Hayatı yeniden yaşasam değiştirmek isteyeceğim ilk şey, kendime daha merhametli olmayı daha erken öğrenmek olurdu.
Kitabınızda güçlü biçimde savunduğunuz “İnsan önce kendini sevmelidir” düşüncesi, bireyin kendisiyle barışmasının önemine dikkat çekiyor ve bunu çok anlamlı buluyorum. Ancak günümüzün giderek daha birey merkezli hâle gelen dünyasında bu yaklaşımın, bazı durumlarda insanları bencilliğe, yalnızca kendi ihtiyaçlarına odaklanmaya ve toplumsal sorumluluklarını geri plana itmeye yöneltebileceği de ileri sürülüyor. Sizce kendini sevmek ile bencillik arasındaki sınır nerede başlıyor? İnsan hem kendisine değer verip hem de topluma, ailesine ve çevresine karşı sorumluluklarını koruyabilir mi?
Kendini sevmek, bencillik değildir. Kendine değer veren insan, başkasına da değer verir. Çünkü sağlıklı bir sevgi, ancak kendinden başlar. Bencillik, başkasını yok sayarken kendini büyütmektir. Oysa kendini sevmek, içindeki boşluğu doldurduğun için başkasına daha çok yer açabilmektir. Bu yüzden kendini sevmekle toplumsal sorumluluk çelişmez; tam tersine birbirini besler.
Her insanın edebiyatı ve yazarlığı tanımlama biçimi farklıdır; kimine göre yazar, duygulara tercüman olan biridir, kimine göre topluma ayna tutan ya da değişimi tetikleyen bir düşünürdür. Peki, sizce yazar kimdir, onun en temel sorumluluğu nedir ve iyi bir yazarı diğerlerinden ayıran asıl özellik ne olmalıdır?
Benim için yazar; duygulara tercüman olan, insanın iç sesini görünür kılan ve yaşadığı çağın ruhunu samimi bir şekilde yansıtan kişidir. İyi yazarın temel gücü gösterişte değil, sadelikte ve içtenliktedir.
Türk edebiyatında size ilham veren 5 yazar ve 5 eser ismini sorsak yanıtınız ne olurdu?
Divan, Kürk Mantolu Madonna, İnce Memed ve Kırık Hayatlar benim dünyamda yalnızca birer kitap değil; insan ruhunun farklı yönlerini anlatan aynalardır. Edebiyat benim için sadece okunacak bir şey değil; insanın kendini, geçmişini ve iç sesini yeniden hatırlamasını sağlayan bir yolculuktur.
Yaşar Bey, bana zaman ayırdığınız için teşekkür eder, çalışmalarınızın başarıyla devam etmesini temenni ederim.
Söyleşi
Bu kitabın arka planında aslında tek bir düşünce yok; daha çok bir hissin izleri var. ‘Ruhun kaybolan yüzü’ dediğim şey biraz da insanın kendi çocukluğuna yabancılaşmasıdır. Çocukken daha saf, daha doğrudan ve daha kendimiz gibiyiz. Zamanla dünya büyüdükçe içimizdeki o yalın ses giderek kısılıyor. Bu kitap, o kısılan sesi yeniden duyma çabasıdır.
Yalnızlık bu kitapta önemli bir kırılma noktası olarak yer alıyor. Çünkü yalnızlık sadece bir kalabalıktan uzak olmak değildir; insanın kendine bile uzak düşmesidir. Görmezden gelinen duygular, ertelenen yaralar ve bastırılan düşünceler bir süre sonra insanın kendi iç dünyasında sessiz bir boşluk oluşturur. Ben bu kitapta tam da o boşluğa bakmaya çalıştım.
Kırk beş yaşında, üç çocuğumun babasıyken yeniden başlamak zorunda kaldım. Çevrem inanmıyordu. Ama ben inandım. Adaşım olan kardeşimle kurduğumuz projeye, kimsenin görmediği o kıvılcıma inandım. Çünkü içimde hep bir ses vardı: Henüz bitmedi.
Leave a Reply