Gazi Doğan: “Yazar düşüncelere tercüman olan, toplumun iyiye güzele yönelmesi için her türlü koşulu yaratma mücadelesi verendir.”

SÖYLEŞİ: Aslı Kemal Gürbey

Sevginin Gücü, Kalan Yayınları gibi köklü bir yayınevinin etiketiyle bu hafta yayımlandı. Eser; yalnızca bireysel bir yaşam hikâyesini değil, Anadolu insanının yokluk, yoksulluk, gurur, emek ve dayanışma ekseninde verdiği var olma mücadelesini anlatan güçlü bir toplumsal hafıza romanı niteliği taşıyor. 1950’lerden başlayarak köy yaşamından şehir hayatına, çocuk işçiliğinden eğitim mücadelesine, aile baskısından sınıfsal dışlanmışlığa kadar uzanan anlatı; Galip karakteri üzerinden Türkiye’nin görünmeyen insanlarının hikâyesini sahici bir dille görünür kılıyor. Gazi Doğan’ın yalın ama etkileyici anlatımı, romanı dramatik bir acı anlatısına hapsetmiyor; aksine sevginin, dayanışmanın ve insan onurunun dönüştürücü gücünü ön plana çıkarıyor. Özellikle babaannesinin “Anasız kuzum” diyerek sakladığı ekmekleri torununa vermesi, Galip’in simit satarak okuma mücadelesi ve yoksulluğun insan ruhunda açtığı görünmez yaralar; eseri yalnızca bir roman değil, aynı zamanda Türkiye’nin yakın dönem sosyal yapısına dair güçlü bir tanıklığa dönüştürüyor. Metin boyunca yoksulluk sadece ekonomik bir mesele olarak değil; insanın kimliği, özgüveni, aidiyeti ve toplumdaki yeriyle doğrudan ilişkili bir kırılma hâli olarak işleniyor.

Yeni kitabınız hayırlı olsun Gazi Bey. Sanırım kitabınızı ilk okuyanlardan biriyim. Eserinizi PDF nüshasından okudum. Doğruyu söylemek gerekirse keyifle okuduğum sürükleyici bir eser oldu. Söyleşimize sizi tanıtarak başlamak istiyorum. Gazi Doğan kimdir?

Sayın Aslı hanımefendi, Kalan Yayınları’ndan yayımlanan Sevginin Gücü adlı eserimi ilk okuyan olmanız ve benimle söyleşi yapmak istemenizden derecesiz memnun oldum. Gazi Doğan yaşamı sürecinde insan sevgisini temel alan, ailenin çevrenin ve toplumun mutluluğu için mücadele eden, emeğin üretimin önemine inanan, gerçek başarının harcanan emeğin karşılığı olduğu bilinciyle yılmadan çalışan bir emekçidir.

Gazi Bey, 128 sayfa olan eserinizi beğenerek okudum. Kanaatimce her eser, toplumsal ya da kişisel bir ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkar; sebepsiz yazılan metin yoktur. Aynı şekilde her yazarın da kalemi eline alırken bilinçli ya da sezgisel bir yönelimi, bir derdi, bir amacı bulunduğuna inanıyorum. Bu çerçevede sormak istiyorum. Bu kitabı kaleme almanıza yol açan temel ihtiyaç neydi?

Sizin de belirtiğiniz gibi her eser bir gaye, bir amaç için kaleme alınır. Bu eseri kaleme alırken temel iki amacım vardı. Birinci amacım, yılların özlemi. Yazdıklarımı okuyucuya ulaştırma isteği. İkinci temel amacım ise toplumun geldiği, çalışmadan, emek vermeden, yorulmadan, hak etmeden çok kazanma kolaycılığına tepkidir. Özellikle genç okurlara Galip’in var olma mücadelesini örnek almalarını öneririm.

Kitapta kullandığınız dil son derece doğal, akıcı ve sahici bir anlatım gücü taşıyor. Bu da gösteriyor ki yazmakla, okumakla aranız iyi. Şunları size sormak isterim: 1) Ne zamandan beri yazıyorsunuz? 2) Yazmak konusunda herhangi bir eğitim aldınız mı, yoksa tamamen kendi deneyiminizle mi geliştirdiniz? 3) Bu eseri ne kadar zamanda tamamladınız?

Sayın Aslı Hanımefendi kullandığım dil, doğal akıcı ve sahici bir anlatım gücü taşıyor demenizi nazik bir iltifat olarak değerlendiriyorum. Sorunuza gelince, 17 yaşımdan itibaren amatör ruhla yazmaya başladım. 12 Eylül darbesinde bedel ödeyen her yurtsever aydın demokrat gibi ben de büyük bedeller ödedim. Tüm yazdıklarım, yılların birikimi yok edildi. Uzun bir aradan sonra tekrar yazmaya başladım. Hiçbir yazarlık eğitimi almadım. Okuduğunuz bu eser dört yıldır üzerinde çalıştığım çalışmalardan biri.

Her insanın edebiyatı ve yazarlığı tanımlama biçimi farklıdır; kimine göre yazar, duygulara tercüman olan biridir, kimine göre topluma ayna tutan ya da değişimi tetikleyen bir düşünürdür. Peki, sizce yazar kimdir, onun en temel sorumluluğu nedir ve iyi bir yazarı diğerlerinden ayıran asıl özellik ne olmalıdır?

Bence yazar düşüncelere tercüman olan, toplumun iyiye güzele yönelmesi için her türlü koşulu yaratma mücadelesi verendir. İyi bir yazarı diğerlerinden ayıran en belirgin özellik, hak bildiği yolda taviz vermeden yürümesidir.

Babaannenin elbisesinin arasına sakladığı ekmekleri gizlice Galip’e verip “Anasız kuzum” dediği sahneler, kitabın en dokunaklı bölümlerinden biri. Roman boyunca yoksulluk yalnızca maddi eksiklik olarak değil, insanın kişiliğini, özgüvenini ve toplumsal ilişkilerini de şekillendiren bir realite olarak işleniyor. Yoksulluğun üzerimizdeki etkilerini nasıl açıklarsınız?

Yoksul olmayı kabahat, yoksulluğunu açıklamayı da ayıp sayan bir toplumdan, bugün çalışmadan zengin gibi yaşamak isteyen, yoksul olmadığı halde yoksul gibi devletten yardım alan milyonların olduğu bir topluma evrildik.

Küçücük bir çocuğun simit satarak bir evi ayakta tutmaya çalıştığını görüyoruz. Galip karakterinin çocuk yaşta çalışmak zorunda kalırken aynı anda eğitim mücadelesi vermesi, Anadolu’da kuşaklar boyunca yaşanan “hayatta kalma” gerçeğini gösteriyor. Sizce Türkiye’de başarı hikâyelerinin çoğu Galip gibi hırslı yoksul çocuklarından mı ortaya çıkıyor?

Yokluklar içerisinde var olma ve eğitim mücadelesi verenlerden çok başarılı olanlar olduğu gibi, yarı yolda pes edip, başarısızlığa mahkûm olanlar da vardır. Varlıklı ama çok başarılı insanlar da yok değil. Başarının anahtarı, başaracağım diye inançla çalışanlarındır.

Romanda aile içindeki erkek çocuk baskısı, annenin yaşadığı trajedi ve kız çocuklarının geri planda bırakılması dikkat çekiyor. Sizce Türkiye’de bu yaklaşım sürüyor mu yoksa Türkiye bunları aştı mı?

O feodal kültür tamamen ortadan kalktı diyemeyiz. Çoğunluk olarak o görüş geçerliliğini yitirdi.

Kitapta devlet kurumlarından çok bireysel vicdanların insan hayatını değiştirdiğini görüyoruz; öğretmenler, komşular, esnaflar… Simitçi Dadaş Usta’nın Galip’e simidi daha ucuza verip “Kimseye söyleme.” dediği bölümde aynı dayanışmayı görüyoruz. Sizce bugün toplum olarak birbirimizin hayatına eskisi kadar dokunabiliyor muyuz?

O yıllarda sanki devlet yok gibiydi. Başarılı bir çocuğa yakın çevresi, okulu, öğretmeni, ev sahibi destek olmaya gayret ederdi. Aslında onların durumları da o kadar iyi değildi. Bugün öyle mi? Çeşitli yardım kuruluşları, devlet destekleri vs. Sosyal devlet her alanda varlığını hissettiriyor.

Türk edebiyatında size ilham veren 5 yazar 5 eser ismini sorsak yanıtınız ne olurdu?

Sayın Aslı hanımefendi, keşke bu soruyu sormasaydınız, zira Türk edebiyatında ilham aldığım o kadar büyük üstatlar var ki! İsimlerini yazamadığım tüm üstatlardan özür dileyerek, sırf sorunuza cevap olsun diye, Yaşar Kemal (İnce Memed); Sabahattin Ali (Kürk Mantolu Madonna); Peyami Safa (7. Hariciye Koğuşu); Ömer Seyfettin (Kaşağı); Orhan Pamuk (Kara Kitap), diyeyim.

Gazi Bey, eseriniz şimdiden beğendiğim eserler arasına girdi. Çalışmalarınızın başarıyla devam etmesini temenni eder, bundan sonraki üretimlerinizde kolaylıklar ve ilham dolu süreçler dilerim.

Sayın Aslı Hanımefendi, bu güzel soruları sorarak görüşlerimi ifade etmeme imkân hazırladığınız için ben çok teşekkür ederim.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*