Raziye KAYA: “Çocukların her zaman gerçekçi umutlara ihtiyaçları vardır.”

Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey

Köklü bir yayınevi olan Kalan Yayınları etiketiyle okurlarla buluşan Minik Tohumun Korkuları, çocuk edebiyatının en güçlü temalarından biri olan büyüme ve dönüşüm sürecini, küçük bir tohumun iç dünyası üzerinden anlatan sıcak ve düşündürücü bir eser. Yazar Raziye Kaya, korku, cesaret, umut ve özgüven kavramlarını doğanın diliyle yeniden yorumlayarak çocuklara hayallerinin peşinden gitmenin önemini anlatıyor.

Toprağın altında başlayan ve ışığa doğru uzanan bu yolculuk, yalnızca bir tohumun büyüme hikâyesi değil; aynı zamanda her çocuğun kendi potansiyelini keşfetme serüveninin sembolik bir anlatımı niteliğinde. Günümüzde çocukların kaygı, çekingenlik ve başarısızlık korkusuyla daha erken yaşlarda tanıştığı düşünüldüğünde, eser hem pedagojik hem de edebî açıdan dikkat çekici bir yerde duruyor. Raziye Kaya, sade ama etkili anlatımıyla çocuklara “korkusuz olmak” yerine “korkularına rağmen ilerleyebilmek” fikrini aşılayarak kitabı çağdaş çocuk edebiyatı içinde anlamlı bir konuma yerleştiriyor.


Yeni kitabınız hayırlı olsun Raziye Hanım. Söyleşimize sizi tanıtarak başlamak istiyorum. Raziye Kaya kimdir?

1978 yılında Ankara’da dünyaya geldim. Aslen Artvinliyim. İlk, orta ve lise eğitimim Ankara’da geçti. Lisans eğitim alanım okul öncesi öğretmenliği, aynı zamanda çocuk gelişimi eğitimi mezunuyum. 24 yıllık okul öncesi öğretmeniyim. Kitap yazmaya 4 yıl önce başladım ancak ilk eserim Minik Tohumun Korkuları’dır.


Raziye Hanım, eserinizi beğenerek okudum. Kanaatimce her eser, toplumsal ya da kişisel bir ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkar; sebepsiz yazılan metin yoktur. Aynı şekilde her yazarın da kalemi eline alırken bilinçli ya da sezgisel bir yönelimi, bir derdi, bir amacı bulunduğuna inanıyorum. Bu çerçevede sormak istiyorum. Bu sevimli kitabı kaleme almanıza yol açan temel ihtiyaç neydi?

Çocukların genelde hayata adaptasyon sürecinde korkularıyla yüzleşmeleri için onlara cesaret verecek bir kitap yazmak istedim. Bu korkularla başa çıkan bir kahraman olursa belki kendi korkularıyla da yüzleşebilecek cesareti bulabilirler diye düşündüm.


Minik Tohumun Korkuları korkuyu tamamen ortadan kaldırılması gereken bir duygu olarak değil, aşılması gereken doğal bir eşik olarak ele alıyor. Tohumun büyüme süreci biyolojik bir olay olmanın ötesinde psikolojik bir dönüşüm metaforu olarak işleniyor. Eserde başarıdan çok süreç, sonuçtan çok gelişim vurgulanıyor. Merak duygusu, minik tohumun karanlıktan aydınlığa doğru başarılı ilerleyişinin her safhasında kesintisiz sürüyor. Bu hususlar eserinizi ayakta alkışlama nedenlerimden bazıları. Bunu nasıl başardığınızı merak ediyorum.

Öncelikle kendi çocukluk korkularımı ve daha sonra öğrencilerimin korkularını bütünleştirerek düşündüm. Genelde aynı kaygı ve korkuları barındıran çocuklar için acaba korkunun tanımını yapmaktansa yaşarken onu kabul ederek ve içselleştirerek nasıl en aza indirip azaltabiliriz düşüncesiyle yola çıkıp yaklaşık dört yıl boyunca kitabın her detayını düşünerek tasarladım.


Hemen hemen tüm çocuk kitapları çocukların gelişim sürecini anlatmak için doğa metaforlarını kullanıyor. Sizi bulmuşken size sorayım: Çocukların gelişim sürecini anlatmak için niçin doğa metaforları en iyi örneklerdir?

Çünkü çocuklar hareket hâlinde ve bir süreklilik oluşturan görseller konusunda, takip konusunda oldukça yetenekliler. Bu da doğanın tema olarak kitaplarda kullanılma sıklığını artırıyor diye düşünüyorum.


Günümüz çocukları giderek daha fazla ekranların içinde büyürken, sizin kahramanınız toprağın içinde büyüyor. Toprakla temasın azaldığı, doğayla ilişkinin zayıfladığı bir çağda, çocukların topraktan uzaklaşmasının onların duygusal, zihinsel ve hayal dünyaları üzerinde etkileri olduğunu düşünüyor musunuz?

Tabii ki olumsuz yönde etkilendiklerini düşünüyorum. Yeni çağda doğa kirliliği arttıkça çocukların duyarlılıklarının azalması, onların bakış açılarını ve duygusal pencerelerini daralttığı için ifade güçlüğü çekmelerine sebep olunan bir ortamda yaşıyorlar maalesef. Bu da doğaya olan sevgi ve ilgiyi azaltıyor haliyle.


Bazı uzmanlar günümüz çocuk kitaplarının fazla umutlu ve iyimser olmasının gerçek hayatı romantikleştirdiğini, bunu yapmak yerine hayatın sert gerçeklerinin öğretilmesinin daha yararlı olduğunu savunuyor. Minik Tohumun Korkuları da umut merkezli bir eser. Sizce çocuklara umut vermek mi daha önemli, yoksa hayatın sert gerçeklerini erken yaşta göstermek mi?

Bana göre çocukların her zaman gerçekçi umutlara ihtiyaçları vardır. Tabii ki hayal dünyasından çıkarak değil de gerçekleştirilmesi olası hayalleri sunup bu konuda umutlandırılmaları gerektiğini düşünüyorum. Çocukların dünyası ve yaşamı işleyiş şekilleri yetişkinlere göre gerçek dışı olarak algılanabilir. Ancak hiçbir çocuk umutsuz yaşamamalı. Yetişkin olduklarında hayatın gerçekleriyle olumlu bağ kurabilmeleri, çocukken hayal dünyalarının gelişmiş olmasından geçer.


Kitap boyunca ışığa ulaşma arzusu, küçük tohumun büyümesini sağlayan en güçlü motivasyonlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Peki sizce çocukların daha ileri yaşlarda doğru kararlar alabilmesi, doğru tercihlerde bulunabilmesi için küçük yaşlarda içlerinde hangi ışıkların yakılması gerekir?

Bence önce inanmak ve güvenden geçer. Bir çocuk güven ortamında büyür ve gelişirse çiçek açar. Bunun için de bir çocuk için hayata başlarken aile bireylerinin kaliteli, sevgi dolu ve kurallar çerçevesinde sınırları olan bir ortam yaratmaları gerekir.


Raziye Hanım, bazıları “Okullar özgün bireyler değil, uyumlu bireyler yetiştiriyor” diyor. Bu temelde size iki sorum olacak:

1) Siz bu görüşe katılır mısınız?
2) Çocukların kendi renklerini koruyabilmeleri için nelerin değişmesi gerekiyor?

  1. Öncelikle bir eğitimci olarak cevap vermem gerekirse, çocukların hem özgün bireyler olarak yetişebilmelerinin hem de toplumun ortak değer ve kurallarını içselleştirebilmelerinin mümkün olduğunu düşünüyorum. Burada belirleyici olan unsur, öğretmenin ve eğitim sisteminin bu süreci nasıl yönettiğidir. Eğer eğitim, çocukların farklılıklarını, yeteneklerini ve bireysel renklerini koruyup geliştirebilecek şekilde tasarlanırken aynı zamanda toplumsal yaşamın gerektirdiği sorumluluk ve kuralları da doğru biçimde aktarabilirse, ortaya hem özgün düşünebilen hem de toplumsal uyum becerisi yüksek bireyler çıkacaktır.
  2. Bu güzel renkli düşüncelere sahip çocukları değiştirmeden hangi yönde gelişmek ve eğitilmek istediklerini dikkate alarak hem ailelerin hem de eğitimcilerin destekleriyle çocukların kendi doğrularını bulabileceklerini düşünüyorum. Tabii anne babaların çocuklarını korumacı ya da baskı ortamından uzaklaştırmaları değişimin başlangıcı olmalı. Böylece çocuklar kendi renklerini rahatça oluşturabilirler.

Eğer bugün milyonlarca çocuğa ve milyonlarca ebeveyne tek bir cümle söyleme hakkınız olsaydı, Minik Tohumun Korkuları‘ndan süzülen hangi mesajı vermek isterdiniz?

Cesaret, korktuklarımızdan sıyrılmamıza ve hayattaki anlamımızı bulmamızda bize yol gösteren bir ışıktır. Yeter ki ışığı bulmayı iste!


Türk edebiyatında size ilham veren 5 yazar ve 5 eser ismini sorsak yanıtınız ne olurdu?

  • Mustafa Ruhi Şirin – Gak dedi guk dedi
  • Şermin Yaşar ve İlber Ortaylı – Cumhuriyetin İlk Sabahı
  • Ataol Behramoğlu – Çocuklar için 1919 Dersleri
  • Ömer Seyfettin – Kaşağı

Raziye Hanım, bu sevimli eseri okuduğum için mutluyum. Minik Tohumun Korkuları şimdiden beğendiğim eserler arasına girdi. Çalışmalarınızın başarıyla devam etmesini temenni eder, bundan sonraki üretimlerinizde kolaylıklar ve ilham dolu süreçler dilerim.

Çok teşekkür ederim. İlgi ve alakanızdan dolayı ben teşekkür ederim. Kalan Yayınları ile çalıştığım için ayrıca mutluyum.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*