Mehmet Yapar: “Bizden önceki insanları izleyerek öğreniyoruz.”

Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey

Mehmet Yapar’ın, köklü bir yayınevi olan Kalan Yayınları etiketiyle yayımlanan Topçu Çavuş adlı eseri, İstiklal Harbi gazisi Topçu Çavuş Mehmet’in gerçek yaşam hikâyesinden ilham alan, tarihî ve biyografik yönü güçlü bir anlatıdır. Roman, bir çocuğun dedesinden kalan İstiklal Madalyası ve hatıra defteri aracılığıyla geçmişe yaptığı yolculuğu merkeze alırken, okuru Osmanlı Devleti’nin son yıllarından Millî Mücadele dönemine uzanan zorlu bir tarihsel sürecin içine taşımaktadır.

Eserde savaşın yalnızca cephede yaşanmadığı; annelerin, babaların, çocukların ve geride kalan insanların hayatlarında da derin izler bıraktığı etkileyici bir dille anlatılmaktadır. Mehmet Yapar, aile büyüklerinden dinlediği hatıraları edebî bir kurgu ile birleştirerek hem kendi aile tarihini hem de milletimizin ortak hafızasını kayıt altına alma gayreti göstermektedir. Özellikle İstiklal Madalyası, hatıra defteri ve kuşaklar arası aktarım motifi etrafında şekillenen eser; hafıza, vefa, kimlik, aidiyet ve tarih bilinci gibi önemli kavramları merkeze almaktadır. Daha önce kaleme aldığı çalışmalarında da tarihî ve toplumsal konulara ilgi gösteren Mehmet Yapar, Topçu Çavuş ile bireysel bir aile hikâyesini toplumsal hafızanın bir parçasına dönüştürerek okuru geçmişle yeniden buluşturmaktadır.


Yeni kitabınız hayırlı olsun Mehmet Bey. Söyleşimize sizi tanıtarak başlamak istiyorum. Mehmet Yapar kimdir?

Öncelikle teşekkür ederim. Bu arada şunu ifade etmek isterim ki bu benim ilk kitabım. Mehmet Yapar, İzmir ili Çeşme ilçesinde yaşayan, mesleği Elektrik Mühendisi olan, serbest çalışan, asıl önemlisi yaşamayı seven ve varlığının anlamını sürekli arayan birisidir.


Kitabı ne kadar sürede yazdınız ve yazmak konusunda herhangi bir eğitim aldınız mı, yoksa tamamen kendi deneyiminizle mi geliştirdiniz?

Yazma konusunda bir eğitim almadım, kitap okumayı seven biriyim, son yıllarda edebiyat okumayı seviyorum, günün birinde emekli olduğumda yapmayı planladığım işler arasında vardı, bunu sadece ileri almış oldum.


Romanınızın merkezinde yer alan Topçu Çavuş Mehmet, yalnızca bir asker ya da tarihî bir şahsiyet olarak değil; aynı zamanda fedakârlığı, vatan sevgisi, sabrı ve güçlü karakteriyle bir dönemin insanını temsil eden sembolik bir kahraman olarak karşımıza çıkıyor. Daha çocuk yaşlarda ailesine destek olmak için çalışması, medrese eğitimi alması, ardından vatan görevi için cepheye gitmesi ve yıllarca süren savaşların içinde mücadele etmesi, onun karakterini şekillendiren önemli dönüm noktaları olarak dikkat çekiyor. Bunun yanında, savaşın bütün zorluklarına rağmen vicdanını, merhametini ve insanlığını koruyabilmesi de oldukça etkileyici. Bu noktada size şunu sormak isterim: Topçu Çavuş Mehmet’i okurlarınıza nasıl anlatırsınız? Onun kişiliğinde sizi en çok etkileyen özellikler nelerdi? Sizce Mehmet Çavuş’u sıradan bir asker hikâyesinin ötesine taşıyan, onu unutulmaz kılan temel karakter özellikleri nelerdir?

Hikâyenin kahramanı olan dedem Mehmet Yapar ile tanışma imkânımız olmadı. Bazı mizaç özelliklerinin nesilden nesile geçtiğine inananlardanım. Bu nedenle, ondan miras aldığımı düşündüğüm en önemli özelliğin; içinde yaşadığımız topluma fayda sağlama sorumluluğunu hissetmek olduğunu söyleyebilirim. Çalışmanın, üretmenin ve bulunduğumuz çevreye katma değer sunmanın yalnızca kişisel bir tercih değil, aynı zamanda önemli bir vatandaşlık görevi olduğuna inanıyorum.


Romanda sık sık aidiyet, vatan sevgisi ve fedakârlık kavramları öne çıkıyor. Günümüz sosyal medya dünyasında bu kavramların anlamında bir dönüşüm yaşandığını düşünüyor musunuz?

Sosyolojik tespitler yapmak elbette haddimizi aşmak olur; ancak zamanla birçok değerin kaybolmaya başladığını, kültürün dönüşüme uğradığını ve insanların önceliklerinin değiştiğini görmemek için adeta inat etmek gerekir. Dijital dünya öylesine hızlı gelişti ve insanlar arasındaki iletişimi öylesine kolaylaştırdı ki buna bütünüyle direnebilmek gerçekten zor görünüyor. Ama asla silinmeyen kodlarımız var diye düşünüyorum: Memleket sevgisi, ülkenin kurucu önderlerine olan bağlılık… adeta istem dışı doğarken kalbimize yazılarak doğmuşuz gibi.


Romanda bir İstiklal Madalyası ve eski bir defter koskoca bir hikâyenin kapısını aralıyor ve roman boyunca gelenek, aile ve tarih bilinci karakterlerin kimlik oluşumunda belirleyici rol oynuyor. Kimlik oluşumunda geçmişin ve aile hafızasının üzerimizde nasıl etkileri oluyor?

“Ağaca çıkan keçinin dala bakan oğlağı olur” diye bir söz vardır. Gelenek, anane, dinî inançlar çocuğa aşılanıyor. Erdemli insan olmayı, büyüğe saygı duyup, küçüğü korumayı bizden önceki insanları izleyerek öğreniyoruz.


Bugün birçok genç, dedesinin adını bile bilmezken, siz bir dedenin hatıralarından yola çıkarak roman yazdınız. Şu zamanda sizin gibisi az bulunur. Sizce toplum olarak geçmişimizle bağlarımızı kaybediyor muyuz?

Klasik bir söz olacak ama X kuşağı içinde bulunuyorum, şimdiki zamana göre çok şanslı olduğumuz durumlar oldu, elbette imkânlar anlamında eksilerimiz de vardı. Ortaokul yıllarımdan beri vitrinin bir çekmecesinde sakladığım İstiklal Madalyası ve askerî kıyafetli resminin farkına varmam için 40 yıl geçmesi gerekli imiş. Galiba yeni algılayıp, ofisimde çalışma masamın arkasında duvara asmış oldum. Emanetin ağırlığını hissetmek için olgunlaşmam gerekiyormuş.


Mehmet Çavuş on bir yıl boyunca cepheden cepheye koşuyor. Günümüz insanı ise birkaç zorluk karşısında umutsuzluğa kapılabiliyor. Sizce dayanıklılık konusunda geçmiş kuşaklardan daha mı iyiydi?

Her dönemin kendine göre artı ve eksileri bir arada oluyor galiba. Hayatımıza konfor sağlayacak her türlü teknolojiye sahibiz, işlerimizin daha hızlı ve kolay bitmesi gerekir iken modern hayat insanın omuzlarına daha da yük yükledi galiba. Birçok insanın 24 saatini yetiremediğini duyuyoruz. Ben de aynı şekildeyim. Ebeveynler çocuklarına hayatı kolaylaştırdıkça yetişen nesil sorunlarının çözülmesine alışıyor ve karşılaştığı zorluklarda hem çözüm üretemiyor (karşılaşmadığı için) hem de kendi yerine çözen bir büyüğü ortadan kalkınca kaçmayı daha kolay bulur hale gelmiş oluyor.


Romanınız, Millî Mücadele kuşağının fedakârlıklarını güçlü biçimde anlatıyor. Sizce bugün geçmiş kahramanlıkları anmakla yetinen bir toplum mu olduk, yoksa onların taşıdığı sorumluluk duygusunu da sürdürebiliyor muyuz?

Galiba ikisini de başaramıyoruz.


Her insanın edebiyatı ve yazarlığı tanımlama biçimi farklıdır; kimine göre yazar, duygulara tercüman olan biridir, kimine göre topluma ayna tutan ya da değişimi tetikleyen bir düşünürdür. Peki, sizce yazar kimdir, onun en temel sorumluluğu nedir ve iyi bir yazarı diğerlerinden ayıran asıl özellik ne olmalıdır?

Bu sorunun cevabını verecek yetkinlikte biri değilim, haddimi aşmak hiç istemem.


Türk edebiyatında size ilham veren 5 yazar ve 5 eser ismini sorsak yanıtınız ne olurdu?

  1. Turgut Özakman – Çılgın Türkler
  2. Zülfü Livaneli – Serenad ve Son Ada
  3. İclal Aydın – Salkım Sokak No: 3 ve Üç Kız Kardeş
  4. Ayşe Kulin – Aylardan Kasım Günlerden Perşembe
  5. Gülseren Budayıcıoğlu – Camdaki Kız

Mehmet Bey, çalışmalarınızın başarıyla devam etmesini temenni eder, bundan sonraki üretimlerinizde kolaylıklar ve ilham dolu süreçler dilerim.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*